Amerika’nın Missouri eyaletinde bulunan Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, obezite ve şeker hastalığı riski taşıyan kişilerde karaciğer yağlanmasını en etkili biçimde azaltan beslenme yaklaşımı olarak çok düşük karbonhidratlı, yüksek yağlı ketojenik diyeti öne çıkardı. 27 Ağustos’ta Cell Press’in Cell Metabolism dergisinde yayımlanan klinik çalışmada, katılımcılar rastgele üç farklı beslenme rejiminden birine atanırken, ketojenik diyeti uygulayanların yaklaşık yarısının şeker hastalığı kriterlerini artık karşılamadığı belirlendi.
Çalışmanın sorumlu yazarı olan Samuel Klein, “Kilo vermek obeziteye sahip kişilerin metabolik sağlığını iyileştirebileceğini biliyoruz” ifadeleriyle konuya giriş yaptı. Klein, ek olarak “Verilerimiz, yüksek karaciğer yağ içeriğine ve şeker hastalığı riskine sahip birinin karbonhidrat alımını azalttığında, yalnızca kilo kaybetmenin ötesinde metabolizma üzerinde önemli tedavi edici etkiler yaratabileceğini gösteriyor” şeklinde yorumunu sundu.
Üç Popüler Kilo Verme Diyeti Karşılaştırılıyor
Amerika’daki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 40’ının obeziteye sahip olduğu tahmin ediliyor. Doktorlar kilo vermek amacıyla genellikle düşük yağlı, düşük karbonhidratlı ya da Akdeniz diyetini önerse de araştırmacılar, bu yaklaşımların kilo kaybının ötesinde ekstra metabolik avantaj sağlayıp sağlamadığı konusunda net bir cevap bulamıyordu.
Üç diyet, karbonhidrat ve yağ miktarı açısından birbirinden oldukça farklı biçimlerde besin sağlıyor. Düşük karbonhidratlı diyet, Atkins veya ketojenik diyet olarak da bilinen bu rejim, karbonhidratları ciddi biçimde kısıtlıyor. Buna karşılık düşük yağlı diyet, enerjinin yüzde 70’ine kadarını karbonhidratlardan alabiliyor. Akdeniz diyeti ise sebzeler, zeytinyağı ve kuruyemiş gibi bitkisel gıdaları öne çıkarırken, orta düzeyde balık ve süt ürünleri de yer alıyor. Ketojenik diyet ise hayvansal kaynaklı doymuş yağ açısından zengin gıdaları da kapsayabiliyor.
Klein ve ekibi, obezite, şeker hastalığı riski ve yağlı karaciğer hastalığı taşıyan 42 kişiyi klinik çalışmaya dahil etti. Katılımcılar ketojenik diyet, Akdeniz diyeti ya da düşük yağlı, bitkisel ağırlıklı diyet uygulamak üzere rastgele atanıyor. Araştırma ekibi tüm besinleri temin ederken, katılımcılar haftada bir kez diyetisyenle görüşerek atandıkları beslenme planında kalmaya yardımcı oluyordu.
Keto En Büyük Karaciğer Yağı Düşüşünü Sağlıyor
Kilo kayıpları benzer düzeyde olsa da ketojenik diyet, karaciğer ve metabolik sağlıkla ilgili birkaç ölçütte en güçlü değişiklikleri ortaya koydu. Ketojenik diyeti uygulayanların karaciğer yağ oranı ortalamada yüzde 67 azalırken, Akdeniz ve bitkisel ağırlıklı gruplarda bu düşüş ortalamada yüzde 45 seviyesinde kaldı.
Araştırmacılar, katılımcıların metabolizmasını 24 saatlik bir periyotta, kanlarını tekrar tekrar analiz ederek takip etti. Ketojenik gruptaki kişiler, karaciğerde depolanan yağı azaltmaya yardımcı olan bir hormon olan glukagon üzerinde en büyük artış gösterdi. Kan insülin seviyelerindeki düşüş açısından da diğer iki diyeti uygulayanlara kıyasla en belirgin değişimi bu grup yaşadı.
Ketojenik diyet grubunda, en şaşırtıcı bulgu, en çok yağ tüketmesine rağmen kan yağları ve kolesterol seviyelerinde artış yaşamadıkları yönündeydi. Çalışmanın birinci yazarı Max Petersen, Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bu açıklamayı yaptı.
Keto Grubunda Şeker Hastalığı En Çok İyileşiyor
Kilo verme müdahalesinin ardından ketojenik diyeti uygulayanların yaklaşık yüzde 50’si artık şeker hastalığı kriterlerini karşılamıyordu. Bu oran, Akdeniz diyetini uygulayanlarda yüzde 29, bitkisel ağırlıklı diyeti uygulayanlarda ise yalnızca yüzde 7 seviyesinde kaldı.
Petersen, “GLP-1 tabanlı ilaçlar obezite tedavisini devrimleştirdi. Şimdi önemli kilo kayıplarını sağlamak için oldukça etkili bir ilaç tedavisi elimizde” şeklinde konuştu. Petersen, ardından “Ancak ek olarak çalışmamız, diyetin belirli bileşiminin size ekstra faydalar sağlayabileceğini gösteriyor” ifadelerini de ekledi.
Araştırma, Ulusal Sağlık Enstitüleri ve Barnes-Jewish Hastanesi Vakfı tarafından desteklenmişti.
Katılımcılarla beslenme planı boyunca haftalık görüşmelerin sağladığı disiplin, üç grup arasında kilo kaybı açısından dengeli bir zemin oluştururken, çalışma aynı zamanda obezite tedavisinde beslenme bileşiminin ilaçların ötesinde bir katkı sağlayabileceğine dair önemli bir ipucu sundu.
Ketojenik diyetin yüksek yağlı olmasına rağmen kan yağları ve kolesterolü yükseltmediği gözlemlenmesi, diyetin metabolik etkilerinin yağ miktarından çok, karbonhidrat alımının azaltılmasıyla ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Bu bulgular, obezite ve yağlı karaciğer hastalığı taşıyan kişiler için beslenme yaklaşımının seçiminin tedavi sonuçlarını değiştirebileceğine işaret ediyor.
Çalışmanın sonuçları, obezite tedavisinde hem beslenme hem de ilaçların birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dair bir hatırlatma niteliği taşıyor. Araştırmacılar, bu bulguların daha geniş katılımcı sayısıyla ve daha uzun sürelerle tekrar test edilmesi gerektiğini vurguluyor.