Seçmenler, Sadakatsizlik Skandallarında Eşlerin Tepkilerine Nasıl Yanıt Veriyor?

Bir siyasi adayın özel hayatıyla ilgili bir skandal patlak verdiğinde, seçmenler adayı daha acımasızca değerlendiriyorlar. Özellikle de eşinin evliliği sona erdirmesi durumunda bu durum daha da belirginleşiyor. Yeni bir araştırmaya göre, seçmenler kendi partilerinden adayların davranışlarına karşı daha sert tepki gösterirken, rakip partiden adaylara karşı daha hoşgörülü olabilirler. Bu bulgular,

Journal of Political Marketingdergisinde yayınlandı.

Siyasi eşler genellikle adaylar için birer karakter tanığı görevi görür ve kamuoyuna istikrar ve aile değerleri imajı yansıtırlar. Ancak, bir skandal ortaya çıktığında, eşin tepkisi seçmenlerin adayı nasıl değerlendireceğini önemli ölçüde etkileyebilir. Amerika’daki siyasi tarihte, Hillary Clinton’ın Bill Clinton’a yönelik savunması veya Melania Trump’ın Donald Trump hakkındaki iddiaların ardındaki duruşu gibi örnekler bulunmaktadır.

Eşin vereceği tepkiye dair teorik beklentiler farklıdır. Bir yandan, destekleyici bir eş, kamuoyuna evliliğin devam edebileceğini işaret ederek skandalın etkisini hafifletebilir. Bu durum, kadınların toplum tarafından belirli rollerdeki sadakatleri karşılığında ödüllendirildiği “hoşgörülü ayrımcılık” gibi geleneksel cinsiyet beklentileriyle örtüşmektedir. Öte yandan, eşin evliliği sona erdirmesi, seçmenlerin aday hakkındaki en kötü şüphelerini doğrulayabilir.

Siyasi parti değerleri de bu beklentileri karmaşık hale getirebilir. Demokrat adaylar genellikle sosyal adalet ve toplumsal cinsiyet eşitliğini vurgular, bu nedenle bir ilişki skandalı, bu ideallere yönelik bir ihlal olarak görülebilir. Cumhuriyetçi adaylar ise genellikle geleneksel aile değerlerini ve ahlaki davranışları savunur. Bir ilişki skandalı, muhafazakar bir politikacının güvenilirliğini zedeleyebilir.

Jason Gainous liderliğindeki araştırmacı ekibi, bu dinamikleri anlamak için bir deney gerçekleştirdi. Araştırmanın amacı, eşin adayı terk etme veya destekleme kararının seçmenlerin değerlendirmesini nasıl etkilediğini ve seçmenin siyasi parti bağlılığının bu yargıyı nasıl etkilediğini belirlemekti.

Araştırmacılar, yetişkin katılımcıları içeren bir çevrimiçi anket deneyimi tasarladılar. Katılımcıların dikkatini ölçmek için kalite kontrol önlemleri alındı ve otomatik bot yanıtları ile anketi çok hızlı veya yavaş tamamlayanlar hariç tutuldu. Sonuç olarak, üç aşamalı bir süreçle siyasi bir skandalın nasıl geliştiğini simüle eden 1401 kişiden oluşan bir örneklem elde edildi.

İlk olarak, her katılımcıya bir erkek adayın kurgusal hayat hikayesi okutuldu. Bu biyografilerde adayın yaşı, eğitimi, askeri hizmeti ve siyasi deneyimi gibi bilgiler yer alıyordu. Biyografiler aynıydı, ancak katılımcıların yarısına adayın Demokrat, diğer yarısına ise Cumhuriyetçi olduğu bilgisi verildi.

Biyografiyi okuduktan sonra, katılımcılar aday hakkındaki desteklerini değerlendirdiler. Adaya oy verme olasılıkları, sosyal medyada paylaşma, kampanyaya bağış yapma, bir etkinlikte yer alma ve adama güvenme gibi konularda sorular soruldu. Bu yanıtlar, adayın genel destek oranı olarak birleştirildi.

İkinci aşamada, katılımcılara adayın bir yardımcıyla ilişkisi olduğu haberini içeren sahte bir haber metni okutuldu. Haberde, politikacının ilk başta yalan söylediği ancak daha sonra pişmanlık duyarak ilişkiyi kabul ettiği belirtiliyordu. Bu bilgiyi aldıktan sonra, katılımcılar aday hakkındaki görüşlerini tekrar değerlendirdiler. Beklendiği gibi, skandalın ortaya çıkmasıyla birlikte adaya olan destek genel olarak azaldı.

Üçüncü aşama, deneyin temel değişkenini içeriyordu. Katılımcılara eşin tepkisini gösteren ikinci bir haber metni okutuldu. Grubun yarısına eşin evliliği sürdürdüğü ve adayı desteklediği belirtilirken, diğer yarısına ise eşin politikacıdan ayrıldığı bilgisi verildi. Bu son bilgiyi aldıktan sonra, katılımcılar aday hakkındaki görüşlerini tekrar değerlendirdiler.

Araştırmacılar, katılımcıların destek oranlarındaki değişiklikleri takip ederek, seçmenlerin adayı ne kadar cezalandırdığını ölçtüler. Veriler, eşin adayı terk etmesi durumunda seçmenlerin daha sert bir şekilde cezalandırma eğiliminde olduğunu gösterdi. Destekleyici bir eşin, skandalın neden olduğu itibar kaybını tamamen ortadan kaldırmadığı, ancak ayrılan bir eşin olumsuz değerlendirmeleri artırdığı görüldü. Eşin ayrılması, adayın ahlaki açıdan ne kadar kusurlu olduğuna dair seçmenlerin algısını güçlendirdi.

Araştırmacılar ayrıca, katılımcıların geleneksel cinsiyet rolleri konusundaki görüşlerinin tepkilerini nasıl etkilediğini de incelediler. Daha güçlü geleneksel veya ayrımcı cinsiyet görüşlerine sahip olanlar, eşin kararının ardından adaya karşı daha acımasız bir tepki gösterdiler. Ancak, biyografi ile eşin kararı arasındaki genel değişimde, bu kişilerin diğerlerine göre adayı biraz daha az cezalandırma eğiliminde oldukları görüldü.

Araştırmacılar, siyasi parti bağlılığı konusunda beklenmedik sonuçlar elde ettiler. İlk başta, seçmenlerin kendi partilerinden adaylara karşı daha koruyucu ve rakip partiden adaylara karşı daha acımasız olacağı varsayılmıştı. Ancak, deneyin sonuçları bunun tam tersini gösterdi.

Katılımcılar, aslında kendi siyasi görüşlerini paylaşan bir adayı daha fazla cezalandırma eğilimindeydiler. Bu ceza, eşin adayı terk etmesi durumunda özellikle belirgindi. Demokratların çoğu, Demokrat aday hakkında oldukça eleştirel bir tutum sergilerken, Cumhuriyetçilerin de benzer şekilde Cumhuriyetçi aday hakkında olumsuz görüşler bildirdiler.

Genel olarak, seçmenlerin Demokrat adaya, Cumhuriyetçi adama göre biraz daha fazla ceza verme eğiliminde oldukları görüldü. Araştırmacılar, yaş, eğitim ve gelir gibi değişkenleri kontrol ederek, gözlemlenen etkilerin öncelikle deneysel değişikliklerden ve siyasi bağlılıklardan kaynaklandığından emin oldular.

Bu deney, seçmen davranışlarına dair kontrollü bir bakış açısı sunsa da, gerçek dünyadaki siyasi ortamlar daha fazla değişken içerir. Bu çalışma yalnızca heteroseksüel bir erkek politikacıya odaklanmıştır, bu da siyasi skandallarla ilgili en yaygın demografik yapıyı yansıtmaktadır. Kadın bir politikacının veya aynı cinsel ilişki içeren bir skandalın olması durumunda kamuoyunun tepkileri farklı olabilir.

Skandalın niteliği ve adayın özür dileme şekli de gerçek dünyadaki algıları etkileyebilir. Bu sahte senaryo, özel hayat ilişkisini, iş yerindeki güç dinamiklerini ve kamuya yalan söylemeyi bir araya getiriyordu. Gelecekteki araştırmalar, bu unsurları izole ederek farklı türdeki davranışların seçmenlerin affediciliğini nasıl etkilediğini inceleyebilir. Toplumdaki cinsiyet ve evlilik konusundaki kültürel normlardaki değişimler, kişisel skandalların kamuoyunun algılanma biçimini sürekli olarak değiştirmeye devam edecektir.

Bu çalışma, “

Political Evaluations and Spousal Responses to Candidate Infidelity: Should I Stay or Should I Go?

, Jason Gainous, Alyson Hendricks-Benton, Lauren Reuss, Taylor Sowders, Forest Clevenger, Samuel Stottman, Julia Mattingly ve Bella Beilman tarafından yazılmıştır.

Kaynak: Doi