
Yeni bir araştırma, bir kişinin ilişki örüntülerinin geleceği nasıl hayal ettiğini aktif olarak şekillendirdiğine dair kanıtlar sunuyor. Bulgulara göre, yüksek düzeyde ilişki kaygısı olan kişiler, sosyal etkileşimlerle dolu gelecek senaryoları hayal etme eğilimindeyken, yakınlıktan kaçınan kişiler daha az sayıda kişisel bağlantı içeren geleceği hayal ediyor.
İnsanlar zihinsel yaşamlarının önemli bir bölümünü henüz gerçekleşmemiş olaylar hakkında düşünüyor. Psikologlar, bu yeteneği “episodik gelecek düşüncesi” olarak tanımlıyor. Bu zihinsel süreç, karar alma, duygusal düzenleme ve günlük davranışlar gibi birçok alanda önemli bir rol oynuyor.
Genel olarak, “episodic gelecek düşüncesi” sağlıklı bir bilişsel alışkanlık olarak kabul edilir. Bireylerin olası zorlukları önceden tahmin etmelerine, etkili planlar yapmalarına ve olayların gerçekleşmeden önce duygusal tepkilerini yönetmelerine olanak tanıyarak genel refahı artırır. Kişisel ilişkiler günlük yaşamın önemli bir parçası olduğundan, insanların zihinsel provada sosyal etkileşimleri ne ölçüde dahil etmeleri, davranışlarını etkileyebilir.
Gelecekteki olayları hayal ederken, insanlar geçmişteki sosyal deneyimlerinden büyük ölçüde yararlanır. İnsan davranışını anlamak için kullanılan önemli bir çerçeve “bağlanma teorisi”dir. Bağlanma stili, bireylerin ilişkilerdeki düşünme, hissetme ve davranma biçimlerindeki farklılıkları ifade eder.
Bilim insanları genellikle bağlanma stilini, “bağlanma kaygısı” ve “bağlanma kaçınması” olarak adlandırılan iki temel boyutta ölçer. Yüksek düzeyde bağlanma kaygısı olan kişiler genellikle terk edilme korkusu yaşar ve sürekli olarak başkalarından yakınlık ve güvence ararlar. Yüksek düzeyde bağlanma kaçınması olan kişiler ise yakın ilişkilerden rahatsız olabilir ve genellikle kendi başlarına yetenekli olduklarını düşünürler.
Çoğu zaman, bağlanma stilleri üzerine yapılan araştırmalar, bu özelliklerin geçmişteki anıları veya mevcut deneyimleri nasıl etkilediğine odaklanır. Ancak, bu derinlere kök salmış ilişki alışkanlıklarının geleceğe yönelik beklentileri nasıl etkilediği konusuna yeterince dikkat edilmemiştir.
Fan Yang , Waseda Üniversitesi’nde yardımcı profesör ve Ze Zhang , Okayama Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan araştırmacılar, bu çalışmanın temel motivasyonunu şu şekilde açıklıyor:
“Genellikle bağlanmayı geçmişte kökenli bir şey olarak düşünürüz ki bu da mevcut ilişkilerimizi etkiliyor,” diyorlar. “Ancak insanlar aynı zamanda geleceği de sürekli hayal ediyorlar. Hayal edilen olası gelecekler önemlidir çünkü insanların nasıl hazırlandıklarını, kararlarını ve duygularını nasıl düzenlediklerini şekillendirebilir.”
Araştırmacılar, kişilerarası beklentiler konusundaki bilimsel literatürdeki boşluğu vurguluyor: “Merak ettiğimiz şey, geçmişteki ilişki deneyimlerinin insanların geleceği nasıl hayal ettiklerini, özellikle de gelecekteki olayların başkalarıyla ilişkili olup olmadığını nasıl etkilediğiydi.”
Bu hipotezleri test etmek için, araştırmacılar iki ayrı çalışma gerçekleştirdiler. İlk çalışmaya, Çin’deki sosyal medya platformları aracılığıyla 155 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların 129’u kadın, 26’sı erkek ve ortalama yaşları yaklaşık 22 idi.
İlk olarak, katılımcılar bağlanma kaygısı ve kaçınması düzeylerini ölçmek için tasarlanmış bir anket doldurdular. Daha sonra, her kişiden beş farklı “episodik gelecek düşüncesi” görevi tamamlamaları istendi.
Her görevde, katılımcılardan kişisel yaşamlarında gerçekleşebilecek gerçekçi ve olası bir gelecekteki olayı hayal etmeleri talep edildi. Talimatlar, olayın tam zamanı ve yeri gibi çok spesifik ayrıntıları içermeliydi. Hayal edilen senaryo birkaç dakika ile birkaç saat arasında sürmelidir, ancak tek bir günü aşmamalıdır.
Araştırmacılar ayrıca, katılımcılardan günlük rutinleri veya geçmiş deneyimleri tekrarlamak yerine tamamen yeni olaylar oluşturmalarını istedi. Her senaryoyu zihinsel olarak canlandırmak için en az otuz saniye verilmiştir. Daha sonra, katılımcılar hayal ettikleri olayın ne kadar çok kişisel ilişki içerdiği konusunda yedi puanlık bir ölçek üzerinde değerlendirme yapmıştır.
Elde edilen veriler, bağlanma stillerine göre belirgin bir örüntü ortaya koymuştur. Beklendiği gibi, bağlanma kaygısı düzeyi arttıkça, katılımcılar gelecekteki olaylarda daha fazla sosyal etkileşim olduğunu hayal etme eğiliminde olmuştur. Buna karşılık, bağlanma kaçınması düzeyi yüksek olan katılımcılar, çok az kişisel ilişki içeren gelecekteki olayları hayal etmiştir. Bu bulgular, bağlanma özelliklerinin insanların geleceği nasıl hayal ettiklerinde de kendini gösterdiğine dair ilk kanıtları sağlamıştır.
Bu ilk bulguların ardından, araştırmacılar stresin bu dinamiği nasıl etkileyebileceğini görmek için ikinci bir çalışma tasarladılar. Bağlanma teorisine göre, ilişki davranışları genellikle tehdit veya stres koşullarında tetiklenir. Araştırmacılar, katılımcıların stresli olayları hayal ettiklerinde “episodik gelecek düşüncesinin” nasıl değişebileceğini gözlemlemek istemişlerdir.
İkinci çalışma, 50 kadın, 14 erkek ve 3’ü diğer cinsiyet kimliği belirten 67 Japon üniversite öğrencisini içeriyordu. Ortalama yaşları yaklaşık 20 idi. İlk çalışmada olduğu gibi, katılımcılar bağlanma stillerini ölçmek için bir anket doldurduktan sonra hayal etme görevlerine geçtiler.
Bu aşamada, araştırmacılar “tek-kişilik tasarım” olarak bilinen bir yöntem kullanmışlardır. Bu, her katılımcının hem stresli olmayan hem de stresli görevleri tamamladığı anlamına geliyordu. İlk olarak, katılımcılardan tamamen stres içermeyen beş potansiyel gelecekteki kişisel olayı hayal etmeleri istendi. Katılımcılar, ilk çalışmada kullanılan aynı katı yönergeleri izlediler.
Stresli olmayan senaryoları tamamladıktan sonra, katılımcılardan stresli bir gelecekteki olayı hayal etmeleri talep edildi. Araştırmacılar, kasıtlı olarak her katılımcının önce stres içermeyen görevleri tamamlamasını sağlamışlardır. Bunun nedeni, stresli senaryoların olumsuz duygularının nötr görevleri etkilemesini önlemektir.
Her zihinsel canlandırmadan sonra, katılımcılar olayın ne kadar çok kişisel ilişki içerdiği konusunda değerlendirme yapmıştır. Ayrıca, hayal ettikleri senaryo hakkında ne tür duygular (olumlu veya olumsuz) hissettiklerini de belirtmişlerdir. Bu duygusal değerlendirme, araştırmacıların stresli görevlerin gerçekten daha fazla olumsuz duygu yarattığını doğrulamalarına yardımcı olmuştur.
Araştırmacılar verileri analiz ettiklerinde, bağlanma kaygısının hem stresli olmayan hem de stresli koşullarda gelecekteki olaylarda kişisel ilişki içeriğini tahmin etmeye devam ettiğini bulmuşlardır. Bağlanma kaygısı yüksek olan kişiler, ister rahatlatıcı bir gün hayal ediyor olsunlar, ister çok stresli bir durumla karşılaşıyor olsunlar, sürekli olarak gelecek senaryolarına diğer insanları dahil etmişlerdir.
Bağlanma kaçınması yüksek olan kişiler için örüntüler, hayal ettikleri olayın duygusal tonuna bağlı olarak değişmiştir. Stres içermeyen görevlerde, daha yüksek düzeyde bağlanma kaçınması, daha az kişisel ilişki olduğunu göstermiştir. Ancak, stresli görevlerde, bağlanma kaçınmasının gelecekteki senaryonun başkalarıyla ilgili olup olmadığı üzerinde önemli bir etkisi olmamıştır.
Araştırmacılar, bu değişikliğin nedeninin, güvenli ve rahat hissettiklerinde sosyal bağlantı ihtiyaçlarını bastırmak için daha fazla çaba harcamaları gerektiği olduğunu öne sürmüşlerdir. Stresli bir senaryonun zihinsel yükü altında, başkalarına bağımlılığı önleme konusundaki doğal eğilimlerini sürdürmek daha zor olabilir.
Bu dinamik, ilişki geçmişinin günlük yaşamı nasıl etkilediğine dair yeni bir bakış açısı sunmaktadır. “Günlük hayatta bu, sadece mevcut ilişkilerimizi değil, aynı zamanda gelecekte nasıl destek alacağımız, yakınlık veya mesafe beklentilerimiz hakkında da düşünmemize neden olabilir,” diye açıklıyorlar.
Bu çalışmalar, geleceği hayal etme konusunda yeni bilgiler sağlasa da, bazı sınırlamaları bulunmaktadır. Birincisi, örneklemin demografik yapısıdır. Çalışmaların çoğu genç ve kadın üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. İlişki dinamikleri ve sosyal beklentiler farklı kültürlerde ve yaş gruplarında değişiklik gösterebileceğinden, bu bulgular daha geniş bir popülasyona genellenebilir olmayabilir.
Araştırmacılar ayrıca, sonuçları aşırı yorumlemekten kaçınmak gerektiğini vurgulamışlardır. “Bulgularımız, ilişki odaklı gelecek düşüncesinin her zaman iyi veya ilişki içermeyen geleceğin kötü olduğu anlamına gelmez,” diye belirtiyorlar. “Daha ziyade, bağlanma örüntülerinin olası gelecekteki olayların hangi yönlerinin daha önemli hale geldiğini etkileyebileceğini göstermektedir.”
Ayrıca, görevleri yaparken katılımcıların bilinçli olarak sosyal bağlantılara odaklanmalarına neden olan bir “talep etkisi” olasılığı bulunmaktadır.
Son olarak, ikinci çalışmanın nispeten küçük örneklem büyüklüğü ve önceden planlanmamış olması nedeniyle elde edilen bulguların dikkatli yorumlanması gerektiğini belirtmişlerdir. Ayrıca, genel anksiyete düzeyleri veya kişilik özellikleri gibi diğer psikolojik faktörlerin de geleceği nasıl hayal ettiğimizi etkileyebileceğini vurgulamışlardır.
Gelecekteki araştırmaların, bu kavramları daha doğal ortamlarda incelemeyi amaçladıklarını belirtmişlerdir. “Şu anda, insanların günlük yaşamlarında gelecek hakkında nasıl düşündüklerini daha yakından anlamaya çalışıyoruz,” diye açıklıyorlar. “Gelecek sadece gelecekte olacak bir şey değil; aynı zamanda geleceği nasıl hayal ettiğimiz de şu anda hislerimizi, kararlarımızı ve başkalarıyla ilişkilerimizi etkileyebilir.”
Ayrıca, geçmişi hatırlama ile geleceği hayal etme arasındaki farklılıkları araştırmayı planladıklarını belirtmişlerdir. “İlginç bir soru, geçmişi hatırlamanın ve geleceği hayal etmenin psikolojik olarak benzer süreçler olup olmadığını veya farklı işlevlere sahip olup olmadığını anlamaktır,” diye açıklıyorlar.
Araştırmacılar, bu alandaki geniş hedeflerini şu şekilde ifade etmişlerdir: “Daha geniş bir perspektifle, neden bazı insanların geleceğe güvenle baktığını, diğerlerinin ise endişe ve belirsizlik hissettiğini anlamak istiyoruz. Özellikle, Ze Zhang, gelecekteki anksiyete konusuna odaklanarak bu alandaki çalışmalarına devam edecektir.”
“Bağlanma Stili ve Episodik Gelecek Düşüncesinin İçeriği Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” başlıklı çalışma, Fan Yang, Ze Zhang, Nanami Sawada ve Atsushi Oshio tarafından yazılmıştır.