Hamilelik dönemindeki stres, çocukların sosyal iletişim becerilerini etkiliyor

Maternal stres, çocukların sosyal iletişim becerilerini nasıl etkiliyor? Yeni araştırmalar ortaya koyuyor!

Çocukluktan ergenliğe kadar sosyal iletişimde zorluk yaşayan çocuklar, anne babalarının hamilelik döneminde ve doğum sonrası yaşadığı yüksek stres seviyeleriyle ilişkili olabilir. Yakın tarihli bir analiz, erken dönemdeki olumsuz koşullara maruz kalmanın gençlerin iletişim becerileri üzerinde uzun süreli etkiler bırakabileceğini gösteriyor. Bu araştırma,

Development and Psychopathology

dergisinde yayınlandı.

Sosyal biliş, çevremizdeki sosyal dünyayı algılayıp yorumlayabilme ve uygun şekilde yanıt verebilme yeteneğidir. Duyguları tanıma becerisi ve karşılıklı sosyal iletişim gibi çeşitli alt becerileri içerir. Duygu tanıma genellikle erken yaşlarda başlar ve geç çocukluk döneminde oturur. Ancak, karmaşık sosyal iletişim becerileri ergenlik dönemine kadar gelişmeye devam eder.

Hamilelik öncesi ve yaşamın ilk ayları, beyin gelişiminin kritik bir dönemi olarak kabul edilir. Bu süreçte, gelişen sinir sistemi çevresel faktörlere karşı oldukça hassastır. Yüksek düzeydeki maternal stres, fetal nörogelişim üzerinde değişikliklere yol açabilir; bu durum, plasenta yoluyla stres hormonlarının transferini artırarak gerçekleşebilir. Bu biyolojik süreç, prefrontal korteks ve amigdala gibi sosyal ve duygusal işlevlerden sorumlu beyin bölgelerinin gelişimini etkileyebilir.

Önceki araştırmalar, erken dönemdeki olumsuz koşulların çeşitli duygusal ve davranışsal sorunlarla ilişkili olduğunu göstermiştir. Ancak, maternal stresin özellikle hangi tür sosyal biliş becerilerini nasıl etkilediği tam olarak bilinmiyordu. University College London’dan Theodora Kokosi, Marta Francesconi ve Eirini Flouri tarafından yürütülen bu çalışma, prenatal olumsuz koşulların farklı sosyal becerileri nasıl etkilediğini araştırmayı amaçladı. Araştırmacılar, çocukluktan ergenliğe kadar bu becerilerin gelişimini takip etmek istediler.

Araştırmacılar, Avon Longitudinal Study of Parents and Children adlı geniş kapsamlı bir çalışmanın verilerini analiz ettiler. Bu çalışma, 1990’ların başlarında İngiltere’de doğan gençlerin sağlığını ve gelişimini uzun yıllar boyunca takip etmektedir. Çalışmaya dahil edilen 10.177 katılımcının sosyal biliş becerileriyle ilgili verilere sahip olanları analiz yapıldı.

Anne babalar, hamilelik döneminde ve doğum sonrası yaşadıkları stresli yaşam olaylarını belirten standartlaştırılmış anketleri doldurdular. Bu anketler, ilişki sorunlarından finansal zorluklara kadar çeşitli olumsuz durumları kapsamaktadır. Anne babalar, bu anketleri hamileliğin 18. haftasında ve doğumdan sekiz hafta sonra doldurmuşlardır. Araştırmacılar, bu bilgileri birleştirerek erken prenatal dönemden itibaren çocuğun ilk iki ayına kadar olan stresli yaşam olaylarının toplam skorunu hesapladılar.

Araştırmacılar, çocukların sosyal iletişim becerilerini değerlendirmek için ebeveynlerin doldurduğu standartlaştırılmış bir anketi kullandılar. Bu anket, çocukların 8, 11, 14 ve 17 yaşlarında uygulanmıştır.

Araştırmalar, anne babaların yaşadığı stresli yaşam olaylarının sayısının artmasının, çocukların sosyal iletişim becerilerinin zayıf olmasıyla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu ilişki, ailelerin sosyoekonomik durumu, doğum sonrası maternal depresyon ve çocuğun zeka düzeyi gibi faktörler dikkate alınarak da geçerliliğini korumuştur. Erken dönemdeki olumsuz koşullara maruz kalmanın sosyal iletişim becerileri üzerindeki olumsuz etkileri, çocukların yaşları arttıkça giderek belirginleşmiştir.

Araştırmacılar, bu durumun, gençlerin karşılaştığı artan sosyal beklentilerle ilişkili olabileceğini öne sürmektedirler. Erken dönemdeki nöral sistemlerdeki bozukluklar, gençlerin bu gelişen taleplerle başa çıkmalarını zorlaştırabilir.

Çalışmada ayrıca, farklı nörobilişsel sistemlere dayanan duygu tanıma becerileri de değerlendirilmiştir. Sekiz yaşındaki çocuklar, yüz ifadelerindeki duyguları tanımlama görevini tamamladılar. Çocuklar, korku, mutluluk, üzüntü veya öfke gibi ifadeleri olan fotoğraflara baktı ve bu ifadeleri kategorize etmeleri istendi.

Araştırmalar, anne babaların yaşadığı stresli yaşam olaylarının sayısının artmasının, çocukların yüz ifadesi tanıma testlerindeki performansını etkilemediğini göstermiştir. Erken dönemdeki olumsuz koşullara maruz kalmanın, çocukların temel duyguları yorumlama becerilerini ne olumlu yönde etkilediği gözlemlenmemiştir. Araştırmacılar, bu testlerin yalnızca duygu tanıma sürecinin belirli yönlerini değerlendirdiğini ve daha karmaşık duygusal süreçleri yansıtmayabileceğini belirtmişlerdir.

14 yaşındaki gençler, hareket kalıplarına dayalı duyguları tanımlama görevini tamamladılar. Bu bilgisayar tabanlı testte, katılımcılardan geometrik şekillerin hareketleriyle ifade edilen duyguları tanımlamaları isteniyordu. Örneğin, bir üçgenin sürekli olarak bir daireye doğru ilerlemesi öfkeyi temsil etmekteydi.

Bu durumda, hamilelikten doğum sonrası döneme kadar anne babaların yaşadığı stresli yaşam olaylarının sayısının artmasının, gençlerin bu hareket tabanlı testlerde daha iyi performans göstermesine yol açtığı gözlemlenmiştir. Bu sonuç ilk bakışta şaşırtıcı görünse de, bazı gelişim teorileriyle uyumludur. Bazı araştırmacılar, belirsiz ortamlarda yetiştirilen bireylerin, adaptasyon ve hayatta kalma amacıyla dinamik sosyal ipuçlarına karşı daha yüksek bir hassasiyete sahip olabileceğini öne sürmektedirler.

Çalışmanın sonuçlarını yorumlarken dikkate alınması gereken bazı sınırlamalar bulunmaktadır. Çalışmada, çocukların sosyal iletişim becerilerini değerlendirmek için ebeveynlerin doldurduğu anketlere başvurulmuştur. Bu yöntem, ebeveynlerin kendi deneyimlerine veya stres düzeylerine bağlı olarak çocuklarının davranışlarını farklı yorumlayabileceği subjektif yanlılıklara yol açabilir.

Çalışma, nedensel bir ilişkiyi kanıtlayamayan gözlemsel bir çalışmadır. Bu nedenle, anne babaların yaşadığı stres ile çocukların sosyal biliş becerileri arasındaki ilişkide, ölçülmeyen çevresel veya genetik faktörlerin de rol oynayabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca, bazı katılımcılar uzun süreli çalışmaya dahil olmamışlardır ve bu eksik verilerin sonuçları etkileyebileceği düşünülmektedir.

Çalışmada kullanılan yöntemler, sosyal bilişin yalnızca belirli yönlerini değerlendirmektedir. Sosyal biliş, farklı zeka durumlarını da içermektedir. Anne babaların yaşadığı stresin, bu diğer becerileri de benzer şekilde etkileyip etkilemediği bilinmemektedir.

Gelecekteki araştırmalar, ebeveynlerin raporlarına ek olarak, sosyal iletişim becerilerini objektif olarak değerlendiren yöntemlere başvurulmasını sağlayabilir. Ayrıca, anne babaların yaşadığı stresin fetal beyin gelişimi üzerindeki biyolojik mekanizmaların araştırılması, erken dönem çevresel etkilerin yaşam boyu süren sosyal becerileri nasıl şekillendirdiğini anlamak için önemli olabilir.

Prenatal exposure to stressful life events and offspring social cognition across childhood and adolescence“, Theodora Kokosi, Marta Francesconi ve Eirini Flouri tarafından yazılmıştır.

Google Tercih Edilen Kaynak
Google’da bizi favori kaynaklarınıza ekleyin
Son dakika gelişmelerini ve yeni haberleri Google Keşfet’te anında görün

Google’da Takip Et