Genetik araştırmalar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtilerinin çocukların akademik başarısını olumsuz

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtileri gösteren çocukların okulda daha düşük notlar alma eğilimi olduğu bilinmektedir. Yeni bir araştırma, bu semptomların akademik performansı doğrudan olumsuz etkilediğine dair kanıtlar sunmaktadır. Bilim insanları, ikizler ve kardeşlerden elde edilen verilere gelişmiş genetik modeller uygulayarak, DEHB belirtilerinin notları düşürdüğünü, ancak notların DEHB belirtilerinin şiddetini etkilemediğini tespit ettiler. Bu çalışma, “Behavior Genetics” dergisinde yayınlanmıştır.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), dikkat dağınıklığı, hiperaktivite ve dürtüsellik gibi belirtilerle karakterize edilen yaygın bir gelişimsel durumdur. Bu belirtiler büyük ölçüde genetik faktörlerden etkilenir. Yıllardır bilim insanları, daha fazla DEHB belirtisi gösteren çocukların akademik olarak zorlandığını gözlemlemektedirler. Ancak, semptomların doğrudan zayıf okul performansına neden olup olmadığı veya diğer ortak faktörlerin suçlu olup olmadığı sorusuna cevap bulmak araştırmacılar için uzun zamandır zor bir konuydu.

Tıbbi bilimde nedensel ilişkiyi belirlemek için ideal yöntem rastgele kontrollü deneylerdir. Ancak, çocuklara zihinsel sağlık belirtileri atamak etik ve pratik olarak mümkün değildir. Bu nedenle, araştırmacılar genellikle Mendelyen rastgeleleştirme adı verilen bir teknik kullanırlar. Bu yöntemde, genetik varyasyonlar DEHB gibi durumlarla ilişkili “maruziyet” için birer araç olarak kullanılır. Genler doğumda rastgele atandığı için, sonuçları etkileyebilecek çevresel faktörlerden daha az etkilenir.

Ancak Mendelyen rastgeleleştirmenin de kendi sınırlamaları vardır. Önemli bir sorun, yatay pleiotropi olarak bilinen durumdur. Bu durumda, bir genetik varyasyon, çalışılan durumun ötesinde tamamen farklı biyolojik yollar aracılığıyla sonucu etkiler. DEHB ile ilişkili bir genin aynı zamanda çocuğun öğrenme şeklini de bağımsız olarak etkilemesi durumunda sonuçlar yanıltıcı olabilir. Bu sorunu çözmek için, mevcut araştırmanın yazarları genetik araçları ikizler ve kardeşlerden elde edilen verilerle birleştirdiler. Bu yaklaşım, aile ortamı ve karmaşık genetik örtüşme gibi faktörlerin gürültüsünü filtreleyerek, DEHB belirtileri ile okul notları arasındaki etki yönünü test etmelerini sağladı.

Luis F. S. Castro-de-Araujo liderliğindeki araştırma, Virginia Commonwealth Üniversitesi tarafından yürütülen “Adolescent Brain Cognitive Development Study” (ABCD) projesinden elde edilen verilere dayanmaktadır. Bu büyük ölçekli ve uzun süreli proje, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki binlerce çocuğun gelişimini takip etmektedir. Analizde, ekip 1523 ikiz ve kardeş çifti ile bazı bireysel çocukları incelemiştir.

Araştırmacılar, çocukların bakım verenleri tarafından doldurulan “Child Behavior Checklist” adlı standart bir anket kullanarak DEHB belirtilerini ölçtüler. Bakım verenler ayrıca çocukların okul notlarını da raporladılar. Ek olarak, araştırmacılar katılımcılar için poligenik risk skorları hesapladılar. Poligenik risk skoru, milyonlarca küçük genetik varyasyon temelinde bir kişinin belirli bir özelliğe sahip olma olasılığını tahmin eden tek bir sayıdır. Bu durumda, ekip hem DEHB eğilimi hem de eğitim başarısı için skorlar hesapladı ve genetik referans verilerinin yalnızca Avrupa kökenli popülasyona sınırlı olduğu için 1071 çocuktan oluşan bir alt gruba odaklandı.

Araştırmacılar, bu ölçümleri ikiz verileri için tasarlanmış karmaşık istatistiksel modellerin içine yerleştirdiler. Bu gelişmiş modellerden biri, aynı anda her iki yöndeki nedenselliği de incelemeyi mümkün kıldı. DEHB belirtilerinin notları nasıl etkilediğini ve düşük notların DEHB belirtilerini nasıl etkilediğini değerlendirebilirlerken, aynı zamanda ortak genetik faktörler, aile ortamı ve yatay pleiotropi gibi etkenleri de hesaba katabiliyorlardı.

Analiz, DEHB belirtilerinin bir çocuğun okul notları üzerinde doğrudan ve olumsuz bir etkiye sahip olduğunu gösterdi. Ters yönde bakıldığında, araştırmacılar okul notlarının DEHB belirtileri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olmadığını tespit ettiler. Ekip ayrıca bu örüntülerin erkekler ve kızlar için farklı olup olmadığını da araştırdı. DEHB’nin daha sık erkeklerde teşhis edilmesine rağmen, matematiksel modeller DEHB semptomlarının akademik performans üzerindeki olumsuz etkisinin her iki cinsiyette de benzer olduğunu gösterdi.

Bu bulgular, 2023 yılında PsyPost tarafından yayınlanan ve ergenlik döneminde daha yüksek DEHB belirtilerinin daha düşük eğitim başarısıyla ilişkili olduğunu gösteren araştırmayla uyumludur. Önceki bu Hollanda çalışmasında, okul başarısı bakım verenlerin rapor ettiği notlar yerine lise eğitim yolu yerleşimi üzerinden değerlendirilmişti, ancak her iki çalışma da DEHB semptomlarıyla başa çıkmak zorunda olan gençlerde benzer akademik zorluklara işaret etmektedir.

Her araştırmada olduğu gibi, dikkate alınması gereken bazı sınırlamalar bulunmaktadır. İlk olarak, üçüncü yıl verileri COVID-19 pandemisi sırasında toplanmıştır. Bu dönemdeki günlük yaşam ve okulda yaşanan aksaklıklar, bakım verenlerin raporladığı notları etkileyebilir ve verilere ek gürültü katabilir.

Ayrıca, semptomların kendisinin ölçülmesi de önemlidir. Bakım verenler tarafından doldurulan anket güvenilir bir araştırma aracıdır, ancak tıbbi uzmanlar tarafından yapılan resmi bir DEHB tanısı değildir.

Araştırmanın yalnızca Avrupa kökenli insanlardan elde edilen genetik verilere dayanması da kapsamını sınırlamaktadır. Daha geniş bir popülasyona uygulanabilirliği sağlamak için gelecekteki araştırmaların farklı genetik verileri içermesi gerekmektedir. Yazarlar ayrıca, semptomların devamlılığının zamanla akademik performansı nasıl etkilediğini görmek için gelecekteki çalışmaların bireysel çocukları daha uzun süre takip etmesini önermektedirler.

Çalışma, “DEHB ve ABCD Çalışması®’ndan Çocuklarda Öğrenci Notları: Bir İkiz ve Kardeş Çalışması” başlığıyla yayınlanmıştır ve Luis F. S. Castro-de-Araujo, Daniel Zhou, Mei-Hsin Su, Sydney Kramer, Robert Loughnan ve Michael C. Neale tarafından yazılmıştır.

Kaynak: PsyPost ↗