
A popular facial metric for predicting male aggression fails a major test
Yıllardır, davranış bilimcileri belirli bir yüz orantısının erkeklerde saldırganlık ve baskınlık sinyali gönderdiği teorisini savunuyordu, ancak yakın tarihli bir değerlendirme bu fikri çürütüyor. Araştırmacılar, yaklaşık 2000 yüzü analiz ederek, bu popüler ölçütün erkekler ve kadınlar arasında anlamlı bir fark yaratmadığını buldu ve bunun yerine biyolojik farklılıkların daha iyi bir göstergesi olarak genel yüz genişliğinin öne çıktığını tespit etti. Bulgular,
dergisinde yayınlandı.
İnsan yüzü, sosyal bilgiler açısından zengin bir kaynaktır ve araştırmacılar, tehdit veya güvenilirlik gibi özellikleri ileten belirli özellikleri nicellemeye yönelik uzun süredir çalışmalar yürütmektedir. Dikkat çeken metriklerden biri, yatay olarak sol ve sağ yanak kemikleri arasındaki mesafenin dikey yüz uzunluğuna bölünmesiyle hesaplanan yüz genişliği-yükseklik oranıdır.
Geçmişteki çalışmalar, erkeklerin kadınlardan daha büyük bir yüz oranına sahip olduğunu gösteren cinsel dimorfizm olarak bilinen fiziksel bir farklılık olduğunu öne sürüyordu. Bazı araştırmacılar, bu geniş yüzlü orantının, tehdit ve saldırganlığın biyolojik bir sinyali olarak evrildiği teorisini savunuyordu. Ancak, bu teoriye ilişkin kanıtlar karmaşık olup son yıllarda yoğun tartışmalara yol açmıştır.
Önceki araştırmalardaki temel sorunlardan biri, tümometri adı verilen vücut büyüklüğüyle ilişkili özelliklerin dikkate alınmamasıdır. Erkekler genellikle kadınlardan daha uzun ve daha ağır olduğundan, yüz orantısındaki bir fark sadece genel olarak daha büyük olmanın bir sonucu olabilir. Temel vücut ağırlığını hesaba katmamak, araştırmacıları yanlış sonuçlara götürebilir.
Aynı zamanda, yüzün nasıl ölçüleceği konusunda da önemli bir karışıklık söz konusudur. Yüz genişliği genellikle yanak kemiklerinden yanak kemiklerine kadar olan mesafe olarak ölçülürken, araştırmacılar tarihsel olarak yüz yüksekliğini farklı şekillerde tanımlamıştır. Bazıları üst dudağın alnına olan mesafeyi, diğerleri ise çenenin altından buruna olan mesafeyi ölçmüştür. Bu tekniklerdeki farklılıklar tutarsız sonuçlara yol açmış ve bilimsel bir fikir birliğine ulaşmayı zorlaştırmıştır.
Bu sorunları gidermek için, Swansea Üniversitesi’nden Alex L. Jones liderliğindeki araştırmacı ekibi, yüz oranlarını titizlikle değerlendiren bir çalışma tasarladı. Araştırma ekibi, çeşitli Batı toplumlarından erkek ve kadınların yaklaşık 1949 yüz fotoğrafını topladı. Tüm görüntüler, katılımcıların kameraya dönük ve nötr ifadeye sahip oldukları kontrollü laboratuvar koşullarında çekildi.
İlk çalışmada, araştırma ekibi otomatik yazılım kullanarak her bir yüze ait 68 farklı noktayı haritalandırdı. Tarihsel araştırmalarda kullanılan çeşitli ölçüm yöntemlerini hesaba katmak için beş farklı yüz genişliği-yükseklik oranı varyasyonu hesaplandı. Daha sonra veriler, geleneksel istatistiksel testlerin aksine, daha geniş bilimsel literatürden elde edilen önceden belirlenmiş bilgilere dayanarak belirli bir hipotezin olasılığını hesaplayan Bayesian istatistiksel model kullanılarak değerlendirildi.
Önemli olarak, araştırmacılar her katılımcının ölçülen fiziksel boy ve kilosunu da analizlerine dahil etti. Bu, yüz şekmindeki farklılıkları genel vücut büyüklüğündeki farklılıklardan ayırmaya olanak tanıdı. Ayrıca, temel kamera lenslerinin neden olduğu küçük görsel bozulmaları aşan bir eşik belirleyerek, anlamlı bir fiziksel farkın ne anlama geldiğini de tanımladılar.
Analizler, kadınların aslında erkeklerden biraz daha büyük yüz oranlarına sahip olduğunu gösterdi. Ancak bu farklılık son derece küçüktü. Araştırmacılar, gözlemlenen yüz farklılıklarını temel kamera odak uzunluklarının neden olduğu küçük görsel bozulmalarla karşılaştırdı. Bir kameranın zoom ayarının bile bir fotoğrafın görünür şeklini hafifçe değiştirebileceği gibi, gerçek bir biyolojik farkın anlamlı kabul edilmesi için bu hata marjininin üzerinde olması gerekiyordu.
Bu farklılık tamamen bu görsel bozulma sınırının içinde yer aldığı için, araştırmacılar varyasyonun esasında rastlantısal olduğunu sonucuna vardı. Sonuç olarak, cinsiyetler arasında yüz genişliği-yükseklik oranlarında anlamlı bir fark bulunmadığını tespit ettiler.
Ekip ayrıca, genel vücut büyüklüğüyle ilişkili özelliklerin etkisini ortadan kaldırmak için, sadece yanak kemiklerinden yanak kemiklerine olan mesafeyi ölçerek, orantıyı tamamen ortadan kaldıran başka bir çalışma da gerçekleştirdi. Bu sayede, daha basit ve doğrudan bir ölçümün biyolojik cinsiyet farklılıkları hakkında daha iyi bilgiler sağlayıp sağlamayacağını görmek amaçlandı. Aynı veri kümesi kullanılarak, katılımcıların fiziksel boy ve kilosunun yanı sıra, omuz genişliği, göğüs çevresi ve kol kası gibi üst vücut ölçümleri de dikkate alınarak yeni bir istatistiksel model çalıştırıldı.
Sonuçlar, cinsiyetler arasında önemli bir yüz genişliği farkı olduğunu gösterdi. İstatistiksel modeller, aynı boy ve kiloya sahip bir kadının neredeyse kesin olarak daha dar bir yüze sahip olacağını öngördü.
Bu sonuçlar, insan yüz anatomisi hakkında daha fazla netlik sağlasa da, çalışma esas olarak genç yetişkinlerin fotoğraflarına dayanıyordu. Yüz yapıları, yaşam boyunca değişebilir, bu nedenle belirli ölçümler yaşlı popülasyonlarda farklı görünebilir. Ayrıca, yüz yapılarındaki etnik farklılıklar da bu ölçümleri etkileyebilir ve çalışmalar genellikle Batı örneklerinden elde edilen verilere dayanmaktadır.
Okuyucuların, fotoğrafların yalnızca sabit kemik yapılarını yakaladığını ve insan algısının sadece bir yönünü temsil ettiğini de unutmaması önemlidir. Çalışma, canlı etkileşimlerde ortaya çıkan yüz kaslarındaki dinamik değişiklikleri hesaba katamaz. Statik fotoğraflar, insanların gerçek hayatta tehdit veya baskınlığı nasıl algıladığına dair eksiksiz bir resim sunmayabilir. Gelecekteki araştırmalar, oranlara odaklanmak yerine, mutlak yüz genişliğine odaklanarak insan evrimi hakkında daha iyi bilgiler sağlayabilir. Bu basit fiziksel özelliğin anlaşılması, insan yüz yapılarının sosyal davranışlarla nasıl ilişkili olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir.
,” Alex L. Jones, Tobias L. Kordsmeyer, Robin S.S. Kramer, Julia Stern ve Lars Penke tarafından yazılmıştır.