Psilosibin tedavisi, kokain bağımlılığının tedavisinde umut vadediyor

Psilosibin Tedavisi, Kokain Bağımlılığının Tedavisinde Umut Vaat Ediyor

İki yeni yayınlanan çalışma, psikedelik bileşiklerin kokain bağımlılığı tedavisinde yenilikçi bir yaklaşım sunabileceğini gösteriyor. JAMA Network Open dergisinde yayınlanan klinik bir deneme, psilosibinin psikoterapi ile birlikte kullanıldığında insanların kokain kullanımını bırakmasına yardımcı olduğunu ortaya koydu. Aynı zamanda Addiction Biology dergisinde yayınlanan tamamlayıcı bir hayvan çalışması ise, psikedeliklerin uyuşturucu arama davranışlarını azaltmaya yardımcı olabileceğini ancak uzun süreli nüksleri önlemek için doğru çevresel desteğin sağlanmasının önemli olabileceğini gösteriyor.

Kokain kullanım bozukluğu, kişinin sağlığına, mali durumuna ve kişisel yaşamına zarar veren sonuçlara rağmen sürekli olarak kokain kullanma dürtüsüyle karakterize edilen kronik bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığın tedavisinde tıbbi seçeneklerin sınırlı olması önemli bir sorundur. Örneğin, 2021 yılında yapılan bir inceleme, mevcut tedavi yöntemlerinin çoğuyla insanların uyuşturucu kullanımını başarıyla bırakamadığı belirtildi.

Bu boşluğu doldurmak için araştırmacılar, klasik psikedelikleri kullanmaya başladılar. Psilosibin, belirli mantar türlerinde bulunan ve algı, ruh hali ve bilişsel süreçleri değiştiren bir bileşiktir. Son araştırmalar, bu bileşiğin psikolojik destekle birlikte kullanıldığında çeşitli madde kullanım bozukluklarının tedavisinde potansiyel faydalar sağlayabileceğini göstermiştir.

Bu araştırmaların sonuçları umut verici olmuştur. Örneğin, 2022 yılında yapılan bir klinik denemede, psilosibinin alkol bağımlılığı olan kişilerde ağır içki tüketimini önemli ölçüde azalttığı bulunmuştur. Benzer şekilde, başka bir çalışmada, psilosibinin sigara tiryakilerinde standart nikotin yamamalarına göre daha yüksek oranlarda başarıyla bırakma sağladığı gösterilmiştir.

Bu araştırmaların devamı olarak, bilim insanları psilosibinin kokain kullanım bozukluğu tedavisinde de benzer faydalar sağlayıp sağlamayacağını araştırdılar. Aynı zamanda, hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarla, psikedeliklerin bağımlılıkla ilişkili biyolojik ve davranışsal mekanizmalar üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır.

İnsanlar üzerinde yapılan klinik denemede, Peter S. Hendricks liderliğindeki ekip, kokain kullanım bozukluğu teşhisi konulmuş ve uyuşturucu kullanmayı bırakmak isteyen 40 yetişkinin katılımıyla bir çalışma yürütmüştür. Katılımcılar rastgele olarak ya tek doz psilosibin veya etkisiz bir madde (placebo) alacak şekilde gruplandırılmıştır. Placebo grubuna, katılımcıların tedavi aldıklarını kolayca anlamaması için hafif yan etkilere neden olan bir antihistaminik verilmiştir. Her iki grup da bilişsel-davranışsal teknikler içeren yapılandırılmış bir psikoterapi programına katılmıştır. Araştırmacılar, genellikle araştırmalarda yeterince temsil edilmeyen demografik gruplardan katılımcıları dahil etmişlerdir. Çalışmaya katılanların %82,5’i Afrikalı Amerikalıydı ve %65’inin yıllık geliri 20.000 ABD dolarının altındaydı (yaklaşık 975.000 TL).

Çalışmanın sonuçları, psilosibinin psikoterapi ile birlikte kullanıldığında kokain kullanımına karşı güçlü bir koruyucu etki sağladığını göstermiştir. Tedavi seansından sonraki 180 günde, psilosibin alan gruptaki katılımcılar, placebo alan gruba göre daha fazla gün boyunca uyuşturucu kullanmadıklarını bildirmişlerdir. Çalışmanın son üç ayında, psilosibin alan grupta her 100 günde yaklaşık 28 gün daha fazla uyuşturucu kullanmama durumu gözlemlenmiştir.

Ayrıca, tedavi gören kişilerin bir kısmının tamamen uyuşturucu kullanımını bıraktığı görülmüştür. Tedavi seansından sonraki 180 günlük takip süresince, psilosibin alan gruptaki katılımcıların %30’u tamamen uyuşturucu kullanmayı bırakmıştır. Buna karşılık, placebo grubundaki hiçbir katılımcı aynı süre içinde tamamen uyuşturucu kullanımını bırakamamıştır.

Psikedeliklerin vücut ve beyin üzerindeki farmakolojik etkilerini anlamak için, Isis Rita Anzel Koutrouli liderliğindeki bir ekip, National Institute of Mental Health’ten araştırmacılarla birlikte bir hayvan çalışması yürütmüştür. Bu çalışma, psilosibin ve ibogaine adlı başka bir psikedelik bileşiğin, bağımlılıkla ilişkili öğrenme süreçlerini nasıl etkilediğini araştırmıştır. İbogaine, Afrika kökenli bir bitkiden elde edilen ve tarihi olarak anti-bağımlılık özellikleri taşıdığı düşünülen bir maddedir.

Araştırmacılar, erkek Wistar cinsi ratlarda (laboratuvar ortamında yaygın olarak kullanılan beyaz albino sıçanlar) kokain bağımlılığı oluşturmuştur. Ratlar, kokain alımını durdurulduktan sonra, davranışlarını değiştirmeleri için bir “sönme” sürecine tabi tutulmuştur. Bu süreçte, ratların uyuşturucuyla ilişkilendirdikleri uyarıcıları (ışıklar, sesler) ortadan kaldırarak, uyuşturucu arama davranışını azaltmayı amaçlamaktır.

Çalışmaya katılan ratlar, sönme sürecinin ilk ve beşinci günlerinde ya psilosibin, ibogaine veya etkisiz bir madde almıştır. Her iki psikedelik de sönme sürecini hızlandırmıştır. İbogaine alan ratlar, daha erken dönemlerde uyuşturucu arama davranışını azaltırken, psilosibin alan ratlarda bu azalma ikinci dozdan sonra görülmüştür. Her iki ilaç da hayvanların davranışlarını stabilize ederek, uyuşturucu arama alışkanlığından daha etkili bir şekilde kurtulmalarına yardımcı olmuştur.

Ancak, bu sonuçlar tamamen nükslenmeyi önlemediği görülmüştür. İlaçlardan yaklaşık 15 gün sonra, ratlara eski uyarıcılar tekrar verilerek, uyuşturucu arama davranışının yeniden ortaya çıkıp çıkmadığı kontrol edilmiştir. Bu durumda, psikedelik alan ratlar da placebo alan ratlar gibi aynı oranda uyuşturucu arama davranışı göstermiştir.

Bu hayvan deneylerinin sonuçları, psikedelik tedavilerin karmaşık bir gerçekliği yansıtmaktadır. Psilosibin ve ibogaine gibi maddelerin farmakolojik etkileri, davranışsal esnekliği artırarak eski alışkanlıklardan kurtulmayı kolaylaştırabilir. Ancak, insan denemesinde sağlanan psikoterapi desteği olmadan, bu maddeler hayvanlarda nükslenmeyi önleyememiştir.

İnsanlar üzerinde yapılan klinik deneyde elde edilen başarı, 2025 yılında PsyPost tarafından yayınlanan ve psilosibinin alkol bağımlılığı olan kişilerde ağır içki tüketimini azalttığını gösteren bir çalışmayla uyumludur. Ayrıca, bu sonuçlar, 2026 yılında PsyPost tarafından yayınlanan ve psilosibinin sigara tiryakilerinde standart nikotin yamamalarına göre daha yüksek oranlarda başarıyla bırakma sağladığını gösteren başka bir çalışma ile de örtüşmektedir.

Bu araştırmaların bazı sınırlılıkları bulunmaktadır. İnsanlar üzerinde yapılan klinik deneyde, katılımcı sayısı nispeten azdır, bu da tedavi etkinin büyüklüğünün daha büyük popülasyonlarda değişebileceği anlamına gelir. Ayrıca, psikedeliklerin algısal etkileri çok belirgin olduğu için, katılımcıların hangi tedaviyi aldıklarını bilmeleri mümkündür. Bu durum, katılımcıların beklentilerinin sonuçları etkileyebileceği anlamına gelir.

Hayvan deneyinde ise, sadece erkek sıçanlar kullanılmıştır, bu da cinsiyetin davranış üzerindeki potansiyel etkilerini dışlamıştır. Gelecekteki araştırmalarda, kadın sıçanların da dahil edilmesi ve elde edilen sonuçların genel geçerliliğinin değerlendirilmesi önemlidir. Ayrıca, hayvan deneyleri insan psikoterapisi gibi sosyal ve psikolojik unsurları içermemektedir, bu da elde edilen sonuçları yorumlamada dikkatli olunması gerektiği anlamına gelir.

Gelecekteki araştırmalar, daha büyük ve çeşitli popülasyonlarda bu tedavilerin etkinliğini doğrulamak için tasarlanmalıdır. Ayrıca, bilim insanları, psikedeliklerin neden olduğu biyolojik değişikliklerle terapötik ortamların nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamak için çaba göstermelidir.

Çalışma, “Psilosibin Tedavisi ile Kokain Bağımlılığının Tedavisi: Bir Klinik Deneme” başlığıyla American Journal of Psychiatry dergisinde yayınlanmıştır ve Peter S. Hendricks, Sara N. Lappan, Richard C. Shelton, Adrienne C. Lahti, Karen L. Cropsey, Matthew W. Johnson, Melissa Bradley, Otto Simonsson, Lori L. Davis, Daniel H. Grossman ve Cynthia E. Ortiz tarafından yazılmıştır.

Çalışma, “Psilosibin ve İbogaine ile Kokain Arama Davranışı: Sönme Sürecinin Hızlandırılması Ancak Nükslenmenin Önlenememesi” başlığıyla Journal of Neuroscience dergisinde yayınlanmıştır ve Isis Rita Anzel Koutrouli, Vojtěch Brejtr, Marek Schwendt, Kacper Witek, Chrysostomos Charalambous, Kristýna Aleksič, Nina Miniariková, Eva Lhotková, Martin Toman, Marek Nikolič, Radek Jurok, Petra Cihlářová, Vladimír Mazoch, Pavel Ryšánek, Martin Kuchař, Klára Šíchová ve Tomáš Páleníček tarafından yazılmıştır.

Kaynak: PsyPost ↗