
Sosyal anksiyetesi olan kişilerin genellikle çatışmalardan kaçındığı düşünülse de, bazı alt grupların aslında saldırganlık düzeyleri yüksek olabilir. Yeni bir psikolojik analiz, savunmasız narsisizmin, özellikle özmerkezciliğin, sosyal anksiyete yaşayan bazı bireylerin neden geri çekilmek yerine agresif tepkiler gösterdiğini nasıl açıkladığını ortaya koyuyor. Bulgular, “Aggressive Behavior” dergisinde yayınlandı.
Sosyal anksiyete, sosyal ortamlarda yargılanma veya değerlendirilme korkusuyla karakterizedir. Psikologlar, bu durumu genellikle davranışsal inhibisyon perspektifinden ele alırlar. Bu çerçevede, sosyal anksiyetesi olan kişiler, kalabalıklardan uzaklaşmak veya ifadelerini bastırmak gibi güvenlik davranışları sergileyerek potansiyel tehditlerden kaçınmaya çalışır.
Bu yaklaşım, anksiyete ve düşmanlık arasında ters bir ilişki olduğunu varsayar. Anksiyetesi olan kişilerin çatışmalardan uzaklaşması beklenir, ancak klinik gözlemler, sosyal anksiyetesi olan bazı kişilerin reddedilme veya tehdit algıladıklarında aşırı öfke gösterdiğini tekrar tekrar ortaya koymaktadır.
Reyihangu Tuerxun ve Yanan Li, Pekin’deki Capital Normal Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, meslektaşları Lixia Cui ile birlikte, bu beklenmedik saldırganlığın altında yatan psikolojik mekanizmaları anlamaya çalıştılar. Araştırmacılar, davranış farklılıklarının, yeterince araştırılmamış bir kişilik özelliği olan savunmasız narsisizmin sonucu olabileceğini düşündüler.
Büyüklenmeci narsisizmin aksine, kronik utanç ve başkalarının algılarına karşı aşırı hassasiyet ile karakterize edilen savunmasız narsisizm, kırılgan bir benlik saygısı taşır. Bu özelliğin temel bileşeni, narsistik özmerkezciliktir. Yüksek düzeyde özmerkezciliği olan kişilerin, küçük sosyal hakaretleri bile kabul edilemez saldırılar olarak yorumlama eğilimindedirler.
Araştırmacılar, sosyal anksiyetesi olan bir kişinin aynı zamanda yüksek narsistik özmerkezciliğe sahip olması durumunda, sadece bir başarısızlık olarak değil, aynı zamanda kendi değerine yönelik doğrudan bir tehdit olarak algıladığını öne sürdüler. Bu tehdit edilen benlik saygısı, davranışsal tepkiyi değiştirir. Geri çekilmek yerine, aktif, savunmacı ve düşmanca bir duruş sergilerler.
Bu hipotezi test etmek için, ekip 872 Çin üniversitesi öğrencisi üzerinde anket yaptı. Katılımcılar, sosyal anksiyete belirtileri, reddedilme hassasiyeti ve özmerkezcilik düzeyleri ile ilgili soruları yanıtladılar. Anketler ayrıca, farklı agresif davranış türlerini değerlendirdi: planlı ve dürtüsel.
Planlı saldırganlık, başkalarını sindirmek veya hakimiyet kurmak için kullanılan hesaplanmış eylemlerdir. Dürtüsel saldırganlık ise, bir kişinin nötr bir sosyal ipucunu provokasyon olarak yorumladığında ortaya çıkan ani ve savunmacı tepkilerdir.
İlk analizde, araştırmacılar katılımcıları doğal alt gruplara ayırmak için istatistiksel bir yöntem kullandılar. Bu yöntem, öğrencileri sosyal anksiyete ve savunmasız narsisizmin kombinasyonlarına göre yedi farklı profile ayırdı. Bir profil, hem yüksek sosyal anksiyete hem de yüksek savunmasız narsisizm gösteriyordu (yaklaşık %10’luk bir grup). Araştırmacılar bu gruba “savunmacı-hassas” profili adını verdiler ve bu grubun, tüm katılımcılar arasında en yüksek düzeyde hem planlı hem de dürtüsel saldırganlık raporladığını belirlediler.
Özmerkezciliğin özel etkisini izole etmek için, araştırmacılar “savunmacı-hassas” grubunu, düşük savunmasız narsisizme sahip ancak yüksek sosyal anksiyete gösteren bir kontrol grubuyla karşılaştırdılar. Her iki grup da şiddetli sosyal anksiyete yaşıyordu, ancak yüksek özmerkezciliğe sahip olanlar daha sık dürtüsel saldırganlık raporladı. Bu sonuçlar, narsistik özelliklerin eklenmesinin, sosyal tehditlere karşı tepkiyi kaçınmadan düşmanlığa kaydırdığını gösterdi.
Analiz ayrıca, katılımcıların yaklaşık %25’inin orta düzeyde hem sosyal anksiyete hem de savunmasız narsisizm gösterdiği bir alt grubu ortaya çıkardı. Bu grubun saldırganlık seviyeleri, “savunmacı-hassas” gruptakilere neredeyse eşitti. Bu durum, düşmanca bir tepkinin ortaya çıkması için özelliklerin şiddetli klinik seviyelere ulaşmasının gerekli olmadığını gösterdi.
İkinci analizde, araştırmacılar tüm katılımcıları inceleyerek sosyal anksiyete ve özmerkezciliğin saldırganlığı nasıl etkilediğini anlamaya çalıştılar. Matematiksel bir model kullanarak, sosyal anksiyete ile saldırganlık arasındaki ilişkinin, özmerkezcilik düzeyi arttıkça güçlenip güçlenmediğini test ettiler.
Planlı saldırganlık için bu artırıcı etki gözlemlendi. Öğrenci popülasyonunda özmerkezcilik puanları yükseldikçe, sosyal anksiyete ile planlı saldırganlık arasındaki ilişki daha güçlü hale geldi. Özmerkezcilik, bu düşmanca davranış türünü sürekli olarak etkileyen bir faktör gibi davrandı.
Dürtüsel saldırganlık için ise matematiksel modelde özmerkezciliğin bir etkisi gözlemlenmedi. Bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı değildi. Araştırmacılar, dürtüsel saldırganlığın farklı bir mekanizma ile çalıştığını ve daha çok bir “eşik” görevi gördüğünü öne sürdüler. Özmerkezcilik seviyeleri arttıkça sürekli bir artış yerine, ani ve savunmacı tepkiler sadece hem sosyal anksiyete hem de narsistik özelliklerin eş zamanlı olarak aşırı düzeye ulaştığında ortaya çıkabilir. Bu “eşik” etkisi, neden alt grup analizinde aşırı özelliklere sahip olanlarda yüksek dürtüsel saldırganlık görüldüğünü ancak sürekli modelde genel popülasyonda kademeli bir artış olmadığına açıklık getirdi.
Araştırma, tek bir zaman noktasında toplanan verilere dayanmaktadır. Bu nedenle araştırmacılar, narsistik özelliklerin agresif davranışlara doğrudan neden olup olmadığını kanıtlayamazlar. Ayrıca çalışma tamamen katılımcıların kendi bildirimlerine dayanmaktadır. Katılımcılar, özellikle planlı saldırganlık gibi agresif davranışlarını daha kabul edilebilir göstermek için eksik bildirmiş olabilirler.
Örneklem sadece Çin’deki üniversite öğrencilerini içerdiği için, tanımlanan profiller genel popülasyonu veya diğer kültürel bağlamlardaki klinik grupları tam olarak temsil etmeyebilir. Araştırma sadece savunmasız narsisizme odaklanmıştır ve bu çalışma kapsamında büyüklenmeci narsisizmin potansiyel rolü incelenmemiştir.
Gelecekteki araştırmalar, bireylerin zaman içindeki gelişimini izleyerek bu özelliklerin nasıl etkileşime girdiğini anlamaya çalışmalıdır. Ayrıca, akran gözlemleri veya disiplin kayıtları gibi ek veriler, katılımcıların bildirdiği davranış kalıplarını doğrulamaya yardımcı olabilir.
Bu sınırlamalara rağmen, bulgular sosyal anksiyetenin sadece kaçınma bozukluğu olduğu varsayımına meydan okuyor. Bulgular, insan saldırganlığına ilişkin daha geniş psikolojik modellerle de uyumludur. Düşük özmerkezciliğe sahip bir anksiyeteli kişi sosyal bir tehditle karşılaştığında, geri çekilme tepkisi gösterir. Yüksek özmerkezciliğe sahip bir anksiyete ise aynı sosyal ipucunu benlik saygısına yönelik bir tehdit olarak algılar ve bu da düşmanca bir tepkiyi tetikler.
Terapistler ve ruh sağlığı uzmanları için sonuçlar, standart risk değerlendirmelerinin sadece anksiyete belirtilerinin şiddetine odaklanmaması gerektiğini gösteriyor. Narsistik özmerkezciliği taramak, agresif davranış riski taşıyan sosyal anksiyeteli hastaları belirlemeye yardımcı olabilir.
Çalışma, “Aggression in Social Anxiety: Narcissistic Self‐Centeredness as a Differentiator in Person‐Centered and Variable‐Centered Analyses” tarafından yazılmıştır.
Kaynak: PsyPost