Yeni bir küçük çalışma, dört saatten daha az uyumanın, beynin farklı ağlarının birbirleriyle nasıl iletişim kurduğunu değiştirerek fiziksel dayanıklılığı azalttığını ortaya koyuyor. Kasların daha hızlı yorulması yerine, uykusuz kalan beyin, fiziksel bir çabayı sürdürebilmek için gereken sinir sinyallerini koruyamıyor. Bu bulgular International Journal of Psychophysiology‘da yayımlandı.
Fiziksel yorgunluk çoğu zaman kasların enerjisinin tükenmesi ve metabolik atık biriktirmesi açısından basit bir konu olarak görülür. Oysa beyin, bir kişinin fiziksel bir çabayı ne kadar sürebileceğini belirlemede temel rol oynar. Bu kavram merkez yorgunluk olarak bilinir. Beyin kaynak eksikliğini hissettiğinde, omuriliğe ve kaslara doğru gönderilen elektrik sinyallerini erken aşamada azaltabilir.

Bu koruyucu mekanizma, kişi kas dokuları hâlâ faaliyeti sürdürmeye fiziksel olarak uygun olsa bile yorgun hisseder. Merkez yorgunluğun nasıl geliştiğini anlamak için araştırmacılar, beyni izole bölgeler yerine ayrıntılı ağların bir koleksiyonu olarak inceler. Örneğin, varsayılan mod ağı, zihin yolunu kaybetme, içe dönük düşünme ve dinlenme sırasında oldukça aktiftir. Merkezi yürütücü ağ, odaklanmış bilişsel görevleri ve amaç yönlü dikkati yönetir.
Duyusal-hareket ağı, fiziksel hareketlerin planlanmasını ve yerine getirilmesini sağlar. Son olarak da önem ağı, sinir anahtarcısı gibi davranarak beynin önemli duygu bilgisini tanımlamasına ve dikkati içe yönlü varsayılan mod ile dışa yönlü yürütücü ağlar arasında değiştirmesine yardımcı olur. Puyan Chi ve Chengcheng Zhu önderliğindeki araştırma ekibi, ciddi bir uyku eksikliinin fiziksel dayanıklılık ve bu büyük ölçekli beyin ağlarının koordinasyonu üzerindeki etkisini araştırdı.
Araştırmacılar, izometrik kasılma olarak bilinen belirli bir fiziksel çaba türüne odaklandı. Bu, bir kas kuvvet üretirken boyu değişmediğinde ortaya çıkar; örneğin ağır bir kutuyu doğrudan önünüzde tutarken olduğu gibi. Ekip, akut uyku kısıtlamasının, katılımcılar yorucu bir izometrik görevi yerine getirirken beyin dalgalarının sıklığını nasıl değiştirdiğini gözlemek istedi.
Araştırmacılar, düzenli olarak güç antrenmanı yapan 35 sağlıklı erkek üniversite öğrencisi kaydetti. Deney için her katılımcı, yorgunluğun geç kalmasını önlemek üzere en az üç gün ara verilen iki farklı uyku koşulunu tamamladı. Normal uyku koşulunda katılımcılar bir uyku monitörü takarak yedi saatten fazla uyudu. Kısıtlı uyku koşulunda ise katılımcılar sabah saat üçe kadar uyanık kaldı ve sabah saat sevende uyandırıldı, böylece dört saatten az uyumaları sağlandı.
Her uyku koşulundan sonra katılımcılar test için laboratuvara geldi. Araştırmacılar önce katılımcıların sakince içinde dinlenirken beyin aktivitelerini bir elektroensefalogram ile kaydetti. Bu invaziv olmayan cihaz, kafa derisi boyunca yerleştirilen düzinelerce sensör üzerinden elektriksel aktiviteyi ölçer. Araştırmacılar veriyi temizlemek için yazılım kullandı ve göz kırpma ile küçük baş hareketlerinden kaynaklanan elektriksel gürültüyü süzdü.
Katılımcılar ardından bir fiziksel görevi yerine getirdi. Duvara dayalı olarak oturdular ve sağ kollarını dokuz derecelik bir açıyla büktiler. Araştırmacılar, elastik bir bant kullanarak bileklerine maksimum ikiz kas güçlerinin yüzde otuzu kadar yük uyguladı. Bu da katılımcıların ikiz kaslarını orta yoğunlukta sabit bir izometrik kasılma ile korumalarını gerektirdi.
Katılımcılar bu pozisyonu tamamen yorulana kadar, algılanan eforun yüksek derecede raporlandığı ve sonunda kollarını bükerek koruyamadıkları ana kadar korudular. Fiziksel görev sırasında araştırmacılar sürekli olarak katılımcıların beyin dalgalarını ve ikiz kaslarının elektriksel aktivitesini kaydetti. Kas aktivitesi, kas liflerinin ateşleme hızını alglayan bir elektromiyogram ile izlendi.
Araştırmacılar beyin dalga verilerini daha yavaş theta dalgaları ve daha hızlı beta ve gamma dalgaları gibi farklı frekans bantlarına ayırdı. Bu frekansları izleyerek, varsayılan mod, yürütücü ağ, duyusal-hareket ağı ve önem ağı arasındaki sinir bağlantılarının gücünü analiz ettiler. Uyku kısıtlamasına maruz kalan katılımcılar, kaslarını normal bir uyku gecesinden çok daha hızlı yordular. Kas sensörlerinden alınan veriler, ikiz kaslarının her iki uyku koşulunda da oldukça benzer şekilde yorulduğunu gösterdi.
Elektromiyogram okumaları, çevresel kas yorgunluğunun hızında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark ortaya koymadı. Kasların fiziksel tükenme hızı değişmediği için araştırmacılar, görevin erken sonlanmasının beyince çabanın erken aşamada durdurulmasından kaynaklandığına karar verdi. Beyin dalga analizi, katılımcıların sinir ağlarının nasıl iletişim kurduğu konusunda dikkate değer değişiklikler ortaya koydu. Uyku kısıtlamasından sonra dinlenirken katılımcılar, theta, beta ve gamma frekans bantlarında birkaç beyin ağı boyunca artmış bağlantı sergiledi.
Özellikle yürütücü ağ, diğer bölgelerle daha güçlü bağlantılar kurdu. Araştırmacılar bunu telafi edici bir durum olarak yorumladı. Uykusuz kalan beyin, temel düzeyde uyanık ve dikkatli kalmak için daha çok çalışıyor ve daha fazla enerji tüketiyordu. Fiziksel görev başladığında ise bu sinir deseni değişti.
Yku kısıtlamasına maruz kalan beyinler, iyi dinlenmiş beyinlerle karşılaştırıldıkça theta, alpha ve beta frekans bantlarında zayıflamış bağlantı gösterdi. Duyusal-hareket ağı ile varsayılan mod ve önem ağları arasındaki bağlantılar çöktü. Bu çöküş, beynin yoran koldan gelen duyusal geri bildirimi, ikiz kasını kasılı tutmak için gereken hareket komutlarıyla bütünleştirmesini zorlaştırdı.
Normal uyku koşullarında araştırmacılar, fiziksel dayanıklılık ile Duyusal-hareket ağı ve varsayılan mod ağı arasındaki bağlantı arasında negatif bir korelasyon gözlemişti. Daha zayıf bir bağlantı daha iyi fiziksel performans anlamına geliyordu. Bu da iyi dinlenmiş bir beynin, günah düşünceli varsayılan mod ağını verimli bir şekilde baskılayıp kullanılabilir tüm enerjiyi fiziksel göreve odakladığını gösteriyor.
Uyku kısıtlamasından sonra bu ilişki tamamen tersine döndü. Duyusal-hareket ve varsayılan mod ağları arasındaki daha yüksek bağlantı, katılımcıların ikiz kasını ne kadar süre koruyabildikleri ile ilişkiliydi. Araştırmacılar, uykusuz kalan beyinlerin üstten aşağıya kontrol uygulayabilme yeteneklerini kaybettiklerinden şüphe ediyor. Struggling beyin varsayılan mod ağını baskılamak yerine, kasılma sürdürülmesine yardımcı olmak için onu kullanmaya çalışıyor; bu da derin bir sinir verimsizliği durumunu ortaya koyuyor.
Çalışma, genç ve sağlıklı erkeklerden oluşan küçük bir örneklemeye dayanıyordu, yani sonuçlar kadınlar, yaşlı yetişkinler veya klinik popülasyonlar için geçerli olmayabilir. Araştırma yalnızca kronik uyku eksikliği yerine ciddi bir uyku kaybı örneğini değerlendirdi; bu da zamanla beyni farklı şekilde etkileyebilir. Deney ayrıca yalnızca tek bir yoğunluk seviyesinde tek bir sabit kasılma türünü test etti.
Koşu veya ağırlık kaldırma gibi dinamik egzersizler, merkezi sinir sistemine tamamen farklı talepler koyabilir. Gelecekteki araştırmalar, gözlemlenen sinir değişiklikleriyle paralel olarak fiziksel performansı etkileyebilecek motivasyon ve ruh hali gibi öznel faktörleri izlemek zorunda kalacak. “Uyku kısıtlamasından sonra izometrik kasılma sırasında sporcuların beyin ağı bağlantılarında meydana gelen değişiklikler” başlıklı çalışma, Chengcheng Zhu, Ting Peng, Jing Song, Aiping Chi, Xin Wei ve Puyan Chi tarafından yazıldı.
Bu gelişme hakkında düşüncelerinizi, donanım deneyimlerinizi veya sorularınızı Comunidad Forumumuzda paylaşın.
Foruma Katıl & Yanıtla ➔

[…] […]