Şiddetli premenstrüel rahatsızlık yaşayan kadınların irritabilitesini ve öfkesini azaltmada escitalopram adlı ilacın etkili olduğu gösterildi. Araştırmada, ilacı kullanan katılımcıların, luteal fazda daha düşük seviyelerde tepkisel davranışlar sergilediği ve sürdürülen dikkat testinde daha tutarlı tepki hızları gösterdiği tespit edildi. Çalışma,

Psychological Medicine

dergisinde yayımlandı.

Menstrüel döngü, bir kadının vücudunu olası bir gebeliğe hazırlayan tekrarlayan bir biyolojik süreçtir. Genellikle menstrüel faz, foliküler faz, ovulasyon ve luteal faz olarak ayrılır. Döngü, rahim iç zarının döküldüğü ve menstrual kanamanın gerçekleştiği menstrüel dönemle başlar. Ovulasyon, olgun bir yumurtanın yumurtalıktan salındığı döngünün ortasında gerçekleşir. Son olarak luteal fazdır; bu fazda progesteron baskın hale gelir ve rahim iç zarı, olası bir gebeliğe hazırlık amacıyla korunur. Gebelik gerçekleşmezse, östrojen ve progesteron seviyeleri luteal fazın sonunda düşer ve yeni bir menstrüel döngünün başlangıcına yol açar.

Bazı kadınlar için bu hormonal değişiklikler, özellikle adet öncesi dönemde belirginleşen duygusal, davranışsal ve fiziksel semptomlarla birlikte gelir. Bu değişiklikler, premenstrüel semptomlar olarak bilinir ve genellikle seks hormonlarındaki normal dalgalanmalarla ilişkilidir. Daha şiddetli vakalarda, bu durum premenstrüel disforik bozukluk (PMDD) olarak adlandırılır. Bu durumda, çeşitli semptomlar luteal faz sırasında tekrar ortaya çıkar ve adet başlamasıyla birlikte büyük ölçüde kaybolur.

Yapılan çalışmalar, depresyon tedavisinde kullanılan seçici serotonin geri alım inhibitörlerinin (SSRI’ler), PMDD belirtilerini sadece birkaç gün içinde azaltabileceğini göstermiştir. Bu durum, SSRI’lerin etkilediği bir nörotransmitter olan serotoninin, premenstrüel semptomlarda önemli bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Özellikle irritabilite, öfke ve hızlı duygu değişimlerini azaltmada etkili olduğu görülmektedir.

Çalışmanın yazarı Maria Gröndal ve ekibi, premenstrüel irritabilitede impulsivitenin olası bilişsel bileşenlerini inceleyen bir çalışma yürütmüştür. Ayrıca kadınların sürdürülen dikkatini ve aralıklı escitalopram tedavisinin etkilerini de araştırmışlardır.

Çalışmaya katılan 203 potansiyel katılımcı arasından, şiddetli premenstrüel irritabilite ve öfke gösteren 27 kadın dahil edilmiştir. Çalışmaya katılmak için, kadınların foliküler fazdan luteal faza geçişte en az %50 oranında artış göstermesi ve son adet döngüsünün beş günü içinde belirlenen bir eşik değerin üzerinde irritabilite/öfke puanı alması gerekiyordu. Katılımcıların ortalama yaşı 33 olup, katılımcıların %85’i üniversite mezunuydu. Katılımcılar, her laboratuvar ziyaretinde 1000 SEK (yaklaşık 100 ABD Doları) ve ayrıca seyahat veya gelir kaybı için tazminat almıştır.

Çalışma, katılımcıların üç adet menstrüel döngüsü boyunca yürütülmüştür. İlk döngüde herhangi bir müdahale yapılmamıştır. İkinci ve üçüncü döngülerde, katılımcılar rastgele olarak ya 20 mg escitalopram’ın günlük kullanımı (tek kör tasarım) ile luteal fazda tedavi edilirken, diğer yarı grupta aynı dönemde plasebo (etkisiz bir ilaç) almıştır. Bu uygulama, iki menstrüel döngünün geri kalanında ise bu uygulamalar ters çevrilmiştir.

Katılımcılar, luteal fazın her birinde iki kez sürdürülen dikkat testini (Conners Continuous Performance Test 3 – CPT 3) ve foliküler ve luteal fazlarda impulsivite değerlendirmelerini tamamlamışlardır. Ayrıca katılımcılar, günlük olarak çevrimiçi bir anket aracılığıyla irritabilite/öfke, depresif ruh hali, duygu değişimleri ve gerginlik/anksiyete gibi belirtilerini de derecelendirmişlerdir.

Sonuçlar, kadınların luteal fazda foliküler faza göre daha yüksek düzeyde negatif aciliyet (olumsuz duygular yaşandığında tepkisel davranma eğilimi) gösterdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, bu kadınlarda duygu arama eğiliminin daha düşük olduğu da tespit edilmiştir. Menstrüel döngünün diğer iki impulsivite yönünde (düşünmeden hareket etme ve azmetme) ise herhangi bir farklılık bulunmamıştır.

Sürdürülen dikkat testinde, plasebo grubunda tepkisel davranışların escitalopram grubuna göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Plasebo grubunda ayrıca, tepki hızlarında daha fazla değişkenlik gözlemlenmiştir. Başka bir deyişle, escitalopram tedavisi, kadınların tepkisel davranışlarını azaltmış ve tepki hızlarını daha tutarlı hale getirmiştir. Escitalopram tedavisi ayrıca, luteal fazda öznel olarak bildirilen irritabilite, öfke ve duygu değişimlerinde önemli bir azalmaya neden olmuştur.

“Bu çalışma, şiddetli premenstrüel irritabilite ve öfke yaşayan kadınlarda, menstrüel döngünün semptomatik luteal fazında aralıklı escitalopram tedavisinin, impulsivitenin ve dikkatsizliğin belirli yönleri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini göstermiştir. Ayrıca bulgularımız, luteal faza göre foliküler fazda öznel aciliyetin arttığını, duygu arama ise azaldığını ortaya koyarak, farklı impulsivite bileşenlerinin premenstrüel şikayetler için farklı derecelerde önemli olabileceğini göstermiştir,” araştırmacılar sonuçlandırmıştır.

Bu çalışma, premenstrüel bozukluklar ve belirtilerini tedavi etme yöntemleri hakkında bilimsel bilgiye katkıda bulunmaktadır. Ancak çalışmanın, şiddetli premenstrüel irritabilite ve öfke gösteren çok küçük bir kadın grubu üzerinde yapıldığı unutulmamalıdır. Daha büyük kadın gruplarını içeren çalışmaların sonuçları farklı olabilir.

The effects of intermittent escitalopram treatment on impulsivity and inattention in women with premenstrual irritability and anger,

” başlığıyla Maria Gröndal, Christin Englund, Jakob Näslund, Karl Ask, Elias Eriksson ve Stefan Winblad tarafından yazılmıştır.

İlginizi Çekebilir: Ücretsiz oyunlar bazı gençleri nasıl maddi zorluklara sokuyor? →
Kaynak: PsyPost ↗