
Romantik bir ilişkinin sona ermesi, özellikle erkekler için ciddi sonuçlar doğurabilir. Yeni yayınlanan kapsamlı bir küresel inceleme,
dergisinde yer alarak, yaş, kültür ve sosyal izolasyonun ilişki sonrası ruh sağlığı üzerindeki etkilerine ışık tutuyor. Bu çalışma, dünya genelinde erkeklerin kadınlara göre çok daha yüksek intihar oranlarına sahip olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak, romantik ilişkilerin neden olduğu duygusal desteğin kaybının potansiyel risklerini vurguluyor.
Çoğu erkek için, geleneksel cinsiyet rolleriyle ilgili beklentiler bu durumu daha da karmaşık hale getirebilir. Bazı normlar, erkekleri kendi başlarına hareket etmeye ve duygusal ifadelerini sınırlamaya teşvik ederken, bu durum profesyonel yardım arama konusunda isteksizliğe yol açabilir. Bu nedenle, birçok erkek duygusal ihtiyaçlarını yalnızca romantik partnerlerinden karşılar ve ilişkinin sona ermesi ani bir sosyal izolasyona ve başarısızlık hissine neden olabilir.
Avustralya’daki Orygen ve Melbourne Üniversitesi’nden araştırmacı Michael J. Wilson liderliğindeki bir ekip, bu ilişki sonrası risk faktörlerini daha iyi anlamak amacıyla geniş kapsamlı bir sistematik inceleme ve meta-analiz gerçekleştirdi. Bu çalışma, farklı değişkenlerin erkeklerde intihar davranışını nasıl etkilediğini belirlemeyi amaçladı.
Araştırmacılar, 2000 ile 2023 yılları arasında yayınlanan akademik veri tabanlarındaki yayınlanmış çalışmaları incelediler ve toplamda 75 çalışmadan elde edilen verileri analiz ettiler. Bu çalışmaların bir kısmı, farklı ilişki durumlarındaki erkeklerin intihar davranışlarını karşılaştıran araştırmalardı. Toplamda 100 milyondan fazla erkeğin dahil edildiği bu geniş örneklemden, yeterli veriye sahip olan 29 çalışma meta-analize dahil edildi; geri kalan çalışmalar ise daha niteliksel bir analiz için kullanıldı.
Araştırmacılar, intihar düşünceleri, intihar girişimi ve intihar sonucu ölüm olmak üzere üç temel sonuç değişkenini incelediler. İlk olarak, ayrılmış veya boşanmış erkeklerin, evli erkeklere kıyasla intihar düşüncesi geçirme olasılığının 1.64 kat daha yüksek olduğunu belirlediler. İntihar girişimi söz konusu olduğunda ise, boşanmış erkeklerin evli erkeklere göre intihar etme olasılığı 1.73 kat daha yüksekti.
Ancak en çarpıcı bulgular, intihar sonucu ölüm oranlarına ilişkin verilerden elde edildi. Analiz edilen çalışmalarda, boşanmış erkeklerin evli erkeklere kıyasla intihar yoluyla ölme olasılığı 2.82 kat daha yüksekti. Bu risk, özellikle genç yaş grubundaki erkekler için belirgin bir şekilde artıyordu; 34 yaş ve altındaki ayrılmış erkeklerin, aynı yaş grubundaki evli erkeklere göre intihar etme olasılığı sekiz kat daha yüksekti.
Çalışmada ayrıca, ilişkinin sona erme zamanlamasının risk seviyeleri üzerinde önemli bir rol oynadığı da tespit edildi. Ayrılık halindeki erkekler, boşanma işleminin tamamlandığı erkeklere kıyasla intihar etme olasılığı yaklaşık iki kat daha yüksekti. Bu durum, ayrılığın hemen ardından yaşanan akut duygusal krizin en yüksek riski oluşturduğu ve zaman geçtikçe bu riskin azalma eğiliminde olduğu anlamına geliyor.
Çalışmada ayrıca kültürel ve sosyoekonomik faktörlerin de önemli rol oynadığı gözlemlendi. Özellikle Asya ülkelerindeki boşanmış erkeklerin, Batı ülkelerindeki boşanmış erkeklere kıyasla intihar etme olasılığı daha yüksekti. Araştırmacılar, bu durumun aile yapıları, çocuk hakları ve farklı bölgelerde görülen boşanmaya ilişkin sosyal damgalar gibi kültürel farklılıklarla ilişkili olabileceğini belirtiyorlar. Ayrıca, üniversite eğitimi olmayan ve işsiz olan erkeklerin de daha yüksek bir risk altında olduğu tespit edildi.
Çalışmada yer alan niteliksel analizler, bu ilişki sonrası yaşanan intihar riskini artıran psikolojik temaları ortaya koydu. Şam, yalnızlık ve sosyal ağların kaybı gibi duygusal zorluklar yaşayan erkeklerin, intihar riski altında olan kişiler arasında daha sık görüldüğü belirtildi. Bazı durumlarda, ayrılık, mevcut ruh sağlığı sorunları veya madde kullanımıyla ilişkili stres faktörleriyle etkileşime girerek ciddi duygusal dengesizliklere yol açtığı da vurgulandı.
Çalışmanın metodolojik sınırlamaları nedeniyle tüm çalışmalar meta-analize dahil edilemedi ve bazı demografik verilerin eksikliği, daha detaylı analizlerin yapılmasını engelledi. Ayrıca, araştırmalar genellikle yalnızca yasal olarak evli çiftlerin boşanma süreçlerini ele alırken, uzun süreli birliktelikler veya romantik ilişkiler gibi diğer ilişki türlerinin ruh sağlığı üzerindeki etkileri hakkında sınırlı veri bulunmaktadır.
Gelecekte yapılacak çalışmaların, bu boşlukları doldurarak farklı ilişki türlerinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini daha kapsamlı bir şekilde araştırması ve intihar düşüncelerinin eyleme dönüş sürecindeki psikolojik mekanizmaları anlamaya yönelik çalışmalar yapması önemlidir.
“
,” başlıklı bu çalışma, Michael J. Wilson, Amelia J. Scott, Vita Pilkington, Jacqui A. Macdonald, Simon M. Rice, John L. Oliffe ve Zac E. Seidler tarafından kaleme alındı.