Beyin görüntüleme araştırması, bazı insanların neden tatlı yiyeceklere karşı koymakta zorlandığını ortaya çıkarıyor

Araştırmalar gösteriyor ki, beyinlerimiz şekeri nasıl işlediği, tatlılara olan isteğimizi kontrol etme yeteneğimizi etkileyebilir. Yeni bir çalışmada, şeker aldıktan sonra beyin kimyasında belirli değişiklikler gösteren kişilerin, tatlı yiyecekleri tüketimini kontrol etmekte daha fazla zorluk yaşadığı bulundu. Dergide yayınlanan bu araştırma Human Brain Mapping , aşırı verimli bir ödül sistemi, bazı kişilerde daha fazla tatlı isteğine yol açabilir.

Son yıllarda dünya çapında obezite oranları önemli ölçüde arttı ve bu durum kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve belirli kanser türleri riskini artırıyor. Beyin, enerji dengemizi düzenlemede merkezi bir rol oynar ve açlık hissini tetikler veya bastırır. Yiyecekler doğal bir ödül mekanizmasıdır ve dopamin adlı nörotransmitter bu sistemin temel itici gücüdür. Dopamin, motivasyonu, alışkanlık oluşumunu ve yeme eylemiyle ilişkili hoş duyguları düzenlemeye yardımcı olan bir kimyasal habercidir.

Yüksek kalorili yiyecekler tüketildiğinde, dopamin beyin hücreleri arasındaki mikroskobik boşluklara salınır. Araştırmacılar, obezitenin bu dopamin sistemindeki düzensizliklerle ilişkili olabileceğini öne sürmektedir. Bazı kişilerde, yiyeceğin ödüllendirici etkilerine karşı aşırı hassasiyet olması nedeniyle aşırı tüketime yol açabilirken, diğerlerinde dopamin seviyelerini normal sınırlara getirmek için aşırı yeme davranışı görülebilir.

Bu durumu canlı insanlarda incelemek için araştırmacılar genellikle Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) taramaları kullanır. PET taraması, belirli hücresel fonksiyonları ve beyin kimyasını görselleştirmek için zararsız radyoaktif izotoplar kullanan bir görüntüleme testidir. Geçmişteki PET taraması araştırmalarının çoğu dopamin reseptörlerine odaklanmıştır. Ancak bu çalışmaların sonuçları tutarlı olmamıştır.

Bazı çalışmalarda obez bireylerde daha yüksek reseptör seviyeleri bulunurken, diğerlerinde daha düşük seviyeler veya herhangi bir fark gözlemlenmemiştir. Dopamin reseptörlerinin tek başına yorumlanmasının zor olması nedeniyle, Güney Kore’deki Pusan Ulusal Üniversitesi Hastanesi’nden Kyoungjune Pak liderliğindeki bir araştırma ekibi, dopamin taşıyıcısına odaklanmıştır. Bu taşıyıcı, dopamini gönderen hücreye geri taşıyan hücresel bir “vakum” görevi görür.

Aynı ekip tarafından yapılan önceki araştırmalar, insanlara glikoz verilmesi durumunda bu dopamin taşıyıcılarının aktivitesini artırdığını göstermiştir. Kan şekeri yükseldiğinde, vücut hücrelerin enerji almasına yardımcı olan insülin hormonu salgılar. İnsülinin aynı zamanda beyne daha fazla dopamin taşıyıcısı kullanma sinyali gönderdiği de düşünülmektedir. Pak ve meslektaşları, bu fizyolojik yanıtın insanların tatlı yiyeceklere karşı duydukları öznel hisler ve isteklerle ilişkili olup olmadığını görmek istemişlerdir.

Araştırmacılar, küçük bir çalışma için otuz beş sağlıklı genç erkek girdiği. Her katılımcı, her ziyaretten önce en az on iki saat boyunca aç kalacak şekilde üç farklı günde hastaneye geldi. Bu oruç, son öğünlerin beyin kimyası veya hormon seviyeleriyle ilgili olumsuz etkileri önlemeyi amaçlıyordu.

Bu ziyaretlerden ikisinde, katılımcılar dinlenirken tarayıcıda intravenöz infüzyon aldı. Birinde sıvı glikoz, diğerinde ise normal salin solüsyonu verildi. Katılımcılar hangi gün hangi infüzyonu aldıklarını bilmedikleri için beklenti faktörünün etkisini ortadan kaldırmak amaçlanmıştı.

Her infüzyondan sonra, katılımcılara dopamin taşıyıcılarına özel olarak bağlanacak bir izotop kullanan bir PET taraması yapıldı. Bu, araştırmacıların striatumdaki taşıyıcıların miktarını ölçmelerini sağladı. Striatum, beynin merkezinde bulunan ve ödül, motivasyon ve karar verme süreçlerinde önemli rol oynayan bir nöron kümesidir.

Üçüncü ziyarette, katılımcılara genel beyin glikoz metabolizmasını ölçen farklı bir PET taraması yapıldı. Bu tarama, normal beyin hücre aktivitesi hakkında bir temel harita sağladı. Tüm ziyaretler arasında, araştırmacılar katılımcıların vücut kitle indeksini, boyunu ve kilosunu takip etti.

Beyin taramalarına ek olarak, tüm katılımcılar on iki sorudan oluşan bir tatlı yiyecek tutum anketi doldurdu. Bu anket, bireylerin tatlı yiyeceklerin ruh hali üzerindeki etkilerine ne kadar duyarlı olduklarını ve tatlı tüketimini kontrol etmede ne kadar zorlandıklarını ölçmektedir. Araştırmacılar, infüzyonlar öncesi ve sonrası katılımcıların kan şekeri ve insülin seviyelerini takip etti.

Glikoz infüzyonları, karbonhidrat açısından zengin bir öğünin doğal sonuçlarını taklit ederek katılımcıların kan şekerini ve insülin seviyelerini yükseltti. PET taramalarının analizinde, glikoz infüzyonu sonrası dopamin taşıyıcılarının genel olarak daha yüksek olduğu gözlemlendi. Katılımcılar esasen dopamini temizlemek için daha fazla “hücresel vakum”a sahip olmuşlardı.

Ekip, beyin görüntüleme verilerini anket yanıtlarıyla karşılaştırdığında tutarlı bir örüntü ortaya çıktı. Glikoz infüzyonu sonrası daha yüksek dopamin taşıyıcı seviyeleri gösteren katılımcılar, ankette tatlı yiyeceklerin ruh hali üzerindeki etkilerine daha duyarlı olduklarını ve tüketimlerini kontrol etmekte daha fazla zorlandıklarını bildirdiler.

Araştırmacılar, normal koşullardaki placebo taramalarında bu ilişkiyi bulamadılar. Bir kişinin dopamin taşıyıcı seviyeleri, normal açlık durumunda bir kişinin tutumunu tahmin etmiyordu. Benzer şekilde, katılımcıların temel beyin glikoz metabolizması ve vücut kitle indeksleri anket skorlarıyla ilişkili değildi.

Araştırmacılar, bu biyolojik mekanizmanın bazı kişilerin neden tatlı atıştırmalıklara karşı koymakta zorlandığını açıklayabileceğini öne sürüyorlar. Kan şekeri yükseldiğinde beyin hızla dopamin taşıyıcılarını devreye sokarsa, bu taşıyıcılar mevcut dopamini hızla temizleyecektir. Bu hızlı temizleme, ödüllendirici hissi aniden sonlandıracaktır.

Sonuç olarak, bireyler daha fazla tatlı yiyecek tüketerek dopamin seviyelerini normale döndürmeye çalışabilirler. Beyin esasen şekerin keyfini ortadan kaldırarak, bir istek döngüsü yaratır. Dopamin ne kadar hızlı temizlenirse, kişi başka bir tatlıya o kadar çok ihtiyaç duyar.

Yazarlar, araştırmanın bazı sınırlamaları olduğunu belirtiyorlar. Kesitsel bir analiz olduğu için sonuçlar, beyin kimyası ve beslenme tutumları arasındaki korelasyonu gösterir, ancak nedensellik ilişkisini kanıtlamaz. Tatlı yiyeceklere karşı doğuştan gelen bir hassasiyet, altta yatan farklı biyolojik özelliklere sahip bireylerde görülebilir. Nedensel ilişkileri belirlemek için tekrarlayan müdahaleler içeren ek araştırmalar gereklidir.

Bu küçük çalışmanın istatistiksel gücünü sınırlayan faktörlerden biri de örneklem büyüklüğüdür. İstatistiksel modeller tutarlı eğilimler gösterse de, bazı bölgesel beyin verileri çoklu karşılaştırmalar için düzeltme yapıldıktan sonra istatistiksel olarak anlamlı değildi. Bulguları doğrulamak için daha büyük bir katılımcı grubu gereklidir.

Çalışmaya yalnızca erkeklerin dahil edilmesi de önemli bir sınırlamadır. Geçmişteki çalışmalar, erkek ve kadınların yiyeceklerle ilgili sinyallere farklı nöroendokrin yanıtlar verebileceğini göstermiştir. Örneğin, önceki beyin görüntüleme çalışmaları, intravenöz glikozun dopamin reseptörlerinin kullanılabilirliğini kişinin cinsiyetine bağlı olarak farklı şekilde değiştirdiğini göstermiştir.

Bu deneyde gözlemlenen mekanizmaların muhtemelen cinsel farklılıklar gösterdiği ve sonuçların kadınlara otomatik olarak genelleştirilemeyeceği belirtilmiştir. Son olarak, çalışma öncelikle zayıf bireylere odaklandığı için bulguların klinik obeziteye sahip popülasyonlara uygulanıp uygulanmayacağı belirsizdir. Sağlıklı bir şekilde beslenen bireylerin yanı sıra farklı gruplarda da taramalar tekrarlanmalıdır.

Çalışma, ” The Change of Dopamine Transporter After Glucose Loading Is Associated With an Individual’s Attitude Toward Sweet Foods in Healthy Young Males ,” Kyoungjune Pak, Jihyun Kim, Keunyoung Kim, Seongho Seo ve Myung Jun Lee tarafından yazılmıştır.

Google Tercih Edilen Kaynak
Google’da bizi favori kaynaklarınıza ekleyin
Son dakika gelişmelerini ve yeni haberleri Google Keşfet’te anında görün

Google’da Takip Et