Girdinin Yükselişi, Yargılanma Korkusu Değil, Bağımsız Oyuncuların Motivasyon Kaynağıdır

Amerikalıların siyasi bağımsızlıklarını ilan edenlerin sayısı artıyor ve bu durumun temel nedeni, kendi tercih ettikleri partiye duydukları memnuniyetsizliktir.

Public Opinion Quarterly

dergisinde yayınlanan kapsamlı bir araştırmada, araştırmacılar, seçmenlerin, geleneksel olarak destekledikleri siyasi grubun adaylarından ve programlarından memnun olmadıklarında parti etiketlerini terk ettiklerini buldular. Bu bulgular, siyasi bağımsızlığın yükselişinin Amerikan siyasi sistemindeki gerçek hayal kırıklıklarını yansıttığını gösteriyor.

Şu anda, kendilerini Demokrat veya Cumhuriyetçi olarak tanımlamaktan ziyade bağımsız olduğunu belirten Amerikalıların sayısı rekor düzeyde. Bu seçmenlerin birçoğu hala bir partiye eğilim duyuyor ve ulusal seçimlerde bu partinin adaylarına güvenilir bir şekilde oy veriyor. Bu davranış, siyasi bilimciler için bir bilmecedir, çünkü araştırmacılar bu seçmenlerin neden parti etiketini reddettiklerini anlamaya çalışıyorlar.

Araştırmacılar genellikle bu bağımsız seçmenleri iki farklı gruba ayırarak motivasyonlarını anlamaya çalışırlar. Bir teoriye göre, bağımsızlık bir tür “imaj yönetimi”dir. Bu görüşe göre, seçmenler aslında güçlü siyasi tercihleri olan “gizli partizanlar”dır, ancak yüksek düzeyde kutuplaşmış siyasetteki sosyal damgalanma korkusu nedeniyle bağlılıklarını gizlerler.

İkinci teori ise, bağımsızların “tereddütlü partizanlar” olduğunu savunur. Bu kişiler, daha iyi seçeneklerin eksikliği nedeniyle bir partiye oy verebilirler. Ancak her iki siyasi tarafı da yeterince temsil etmediğini düşündükleri için parti etiketini terk ederler.

Duke Üniversitesi’nde siyaset bilimci ve doktora sonrası araştırmacı olan Alex Tolkin, bu iki açıklamanın neden insanları siyasi bağlılıklarını değiştirmeye yönelttiğini anlamak için bir çalışma yürüttü. Bu değişimin gerçek nedenini belirlemek için, bireysel seçmenlerin zaman içindeki değişimlerini incelemek gerekir. Önceki araştırmalar genellikle zaten bağımsız olarak tanımlayan kişilerin özelliklerine odaklanmıştır, bu da ölçülebilir değişkenlerde gizli hatalara yol açabilir ve hem bir kişinin kişiliğini hem de siyasi bağlılığını etkileyebilir.

Bu kapsamlı çalışma, Chicago Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından toplanan ulusal bir panelden elde edilen verilere dayanıyordu. Veri seti, 2016 Ekim ayından 2022 Kasım ayına kadar olan sekiz farklı dönemde anket yapılan 4941 katılımcıyı içeriyordu. Tolkin, en az bir anket döneminde bir partizan olarak tanımlayan ve başka bir dönemde bağımsız olarak tanımlayan 1293 kişiden oluşan bir grubu belirledi.

Aynı bireyleri yıllar boyunca takip etmek, önemli analitik avantajlar sağlar. Yaşam boyu bağımsız olan bir kişi ile yaşam boyu bir partizanın karşılaştırılması hatalara yol açabilir, çünkü bu iki kişi kişilik veya yetiştirilme gibi ölçülemeyen şekillerde farklılık gösterebilir. Bir bireyin parti etiketini ne zaman terk ettiğini gözlemleyerek, bu değişimi tetikleyen kesin tutum değişikliklerini izole etmek mümkündür.

“İmaj yönetimi” teorisini test etmek için, araştırmacılar seçmenlerin sadece başkalarının yanında iyi görünmek için bağlılıklarını gizledikleri sorusunu araştırdı. Anketler, katılımcılardan Amerikan politikasının ne kadar kutuplaşmış olduğuna dair görüşlerini ve güncel siyasi tartışmaların genel nezaket düzeyini değerlendirmelerini istedi.

Ayrıca, anketler seçmenlerin kendi siyasi görüşlerini ifade etmeye ne kadar istekli olduklarını ölçerek “öz sansür”ü de değerlendirdi. Eğer “imaj yönetimi” teorisi doğru olsaydı, seçmenler politikayı çok kutuplaşmış veya nezaketsiz olarak gördüklerinde veya kendi görüşlerini ifade etmeye isteksizleştiklerinde parti etiketlerini terk ederlerdi.

Ancak bu teori, elde edilen verilerle desteklenmedi. Seçmenin siyasi nezaket algısındaki değişiklikler, bağımsızlığa geçişi öngörmedi. Benzer şekilde, kendi görüşlerini başkalarıyla paylaşmaya daha az istekli olan seçmenlerin, parti etiketini terk etme olasılığı daha düşüktü. Bu sosyal beklenti faktörlerinin, siyasi bağlılık üzerindeki etkileri istatistiksel olarak anlamlı değildi.

Tolkin daha sonra, seçmenlerin kendi partilerine karşı duydukları olumsuz duygular nedeniyle bağımsız hale geldiklerini savunan “tereddütlü partizan” teorisini test etti. Anketler, Demokrat ve Cumhuriyetçi partilere yönelik duyguları ölçmek için standart 100 puanlık ölçekleri kullandı. Ayrıca, anketler seçmenlerin kendi siyasi tercihleri ile partilerin pozisyonları arasındaki uyumu değerlendirdi.

Çalışmanın bulguları, bir seçmenin kendi partisinden uzaklaşmasının bağımsızlığa geçişi önemli ölçüde etkilediğini gösterdi. Seçmenler, kendi tercih ettikleri partiye karşı olumsuz duygular geliştirdiklerinde, parti etiketini terk etme olasılıkları daha yüksekti. Aynı durum, partinin başkan adayıyla ilgili olumsuz duyguların da bağımsızlığa geçişi etkilediği gözlemlendi.

Partinin programıyla ilgili anlaşmazlıkların artması da bağımsızlığa geçişi teşvik etti, ancak bu etkinin boyutu, parti veya liderle ilgili kişisel hoşnutsuzluktan daha düşüktü. Bu etki özellikle eski Cumhuriyetçiler arasında yoğunlaştı.

Çalışmada, Demokrat seçmenlerin partinin programıyla anlaşmazlık yaşamaları durumunda, bağımsızlığa geçme olasılıkları daha düşük bulundu. Seçmenler genellikle kendi taraflarından hoşlanmadıkları için bağımsız hale geliyorlar, diğer tarafı tercih ettikleri için değil. Bulgular, 2016’dan 2022’ye kadar olan dönemdeki Amerikan siyasetini yansıtmaktadır. Bu dönem, alışılmadık siyasi figürler ve olağandışı ulusal olaylarla karakterize edilmiştir.

Çalışmada yer alan Cumhuriyetçi seçmenlerin, Demokrat seçmenlere göre partinin programıyla ilgili anlaşmazlıklara daha duyarlı olduğu belirtildi, ancak bu durumun kalıcı bir farklılık olup olmadığı veya son siyasi değişimlere bağlı geçici bir tepki olup olmadığı net değildir. Çalışma sadece siyasi kimliklerini değiştiren kişilere odaklanmıştır ve bu nedenle nesiller arasındaki büyük değişiklikleri açıklayamamaktadır.

Çalışmanın tamamı, “

Reluctant Partisans, Not Undercover Partisans: Why Americans Increasingly Identify as Independent

,” başlıklı makalede yer almaktadır ve Alex Tolkin tarafından yazılmıştır.

İlginizi Çekebilir: Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola Saldığını Duyuran Uluslararası Sağlık Yönetmelikleri Komitesi Önerileri →
Kaynak: PsyPost ↗