Yeni bir araştırmaya göre, romantik ilişkileri olmayan veya mutsuz olan kişiler, film yıldızlarına veya kurgusal karakterlere karşı daha güçlü duygular geliştirme eğilimindedir. Bu bulgular, tek taraflı hayranlıkların gerçek hayattaki karşılanmamış duygusal ihtiyaçları gidermek için birer alternatif olabileceğini gösteriyor. Araştırma, ”

Psychology of Popular Media

” dergisinde yayınlandı.

Psikologlar, “parasocial fenomen” terimini, izleyicilerin medya figürleriyle kurduğu tek taraflı psikolojik bağları tanımlamak için kullanır. 1950’lerde ortaya atılan bu kavram, medyanın nasıl bir etkileşim yanılsaması yaratabileceğini ve tüketicilerin karakterlerle sanki gerçek bir ilişki içinde olduklarını hissetmelerini nasıl sağlayabileceğini açıklar. Bu türden ilişkiler, yüz yüze sosyal etkileşimlere benzer ancak herhangi bir karşılıklı etkileşimi içermez.

Tarihsel olarak, araştırmacılar bu tek taraflı bağların sosyal birer ikame olup olmadığı konusunda tartışmalar yürütmüştür. “Sosyal ikame hipotezi”, bireylerin gerçek dünyadaki sosyal eksiklikleri gidermek için medya figürlerini kullanabileceğini öne sürer. Geçmişteki çalışmalar genellikle platonik, arkadaşlık temelli parasocial bağlara odaklanmıştır. Bu çalışmalardan elde edilen genel kanat, yalnız bireylerin aktif bir sosyal hayata sahip olanlardan daha yoğun şekilde medyayla etkileşim kurmadığı yönündeydi.

Ancak insan davranışının sadece bir boyutu platonik ilişkilerdir. Nicole Liebers liderliğindeki araştırmacı ekibi, bu çalışmada parasocial fenomenlerin ihmal edilmiş romantik boyutlarını incelemiştir. Platonik medya bağlarının genel yalnızlığı gidermeyebileceği belirtilirken, romantik medya bağlarının karşılanmamış romantik ihtiyaçlarla başa çıkmaya yardımcı olabileceği öne sürülmüştür.

Romantik parasocial fenomenler, bir karaktere yönelik yoğun duygusal, fiziksel ve cinsel çekim anlamına gelir. Liebers, bu fenomeni test etmek için iki farklı çalışma yürütmüştür. Çalışmalar, bireylerin ilişki durumlarının ve ilişki memnuniyetlerinin, kurgusal karakterlere yönelik infial düzeylerini nasıl etkilediğini araştırmayı amaçlamıştır. Araştırma, parasocial etkileşimleri, filmi izlerken yaşanan anlık tepkiler ile film bittikten sonra devam eden uzun süreli ilişkiler olarak ikiye ayırmıştır.

İlk çalışmada, 6 katılımcı Almanya’daki bir sinema merkezinde Wonder Woman, Baywatch ve Transformers 5 filmlerinden birini izledikten sonra anket doldurmuştur. Katılımcılardan, duygusal ve cinsel olarak en çok çekildikleri karakteri belirlemeleri istenmiştir. Araştırmacılar, katılımcıların gerçek zamanlı romantik parasocial etkileşimlerini ölçmek için sorular sormuşlardır.

Katılımcılar üç gruba ayrılmıştır: romantik bir partner olmadan film izleyen bekar kişiler, romantik bir partnerle ancak romantik olmayan bir şekilde film izleyen kişiler ve romantik bir partnerle birlikte film izleyen kişiler. Yalnız olarak film izleyenler analizden çıkarılmıştır, çünkü yalnız olarak film izlemenin genel hikaye deneyimini değiştirebileceği düşünülmüştür.

Araştırma sonucunda, bekar kişilerin ilişkisi olanlara göre daha yoğun romantik parasocial etkileşimler yaşadığı bulunmuştur. Bekar kişiler, duygusal çekicilik ve etkileşim isteği açısından daha yüksek düzeylerde puan almıştır. Her iki grup arasında fiziksel çekim konusunda bir fark bulunmamıştır.

Sinemadaki sosyal ortam da izleyicilerin deneyimlerini etkilemiştir. Romantik partneriyle birlikte film izleyenler, romantik partner olmadan tek başına izleyenlere kıyasla karakterlere karşı daha düşük düzeyde duygusal ve fiziksel çekim hissetmiştir. Bir romantik partnerin varlığının, medya figürüyle yaşanan anlık romantik bağlantıyı zayıflattığı görülmüştür.

İkinci çalışma, anlık tepkilerin ötesine geçerek uzun süreli romantik ilişkileri incelemiştir. 358 gönüllüye çevrimiçi olarak ulaşılmış ve daha önce izledikleri herhangi bir filmden duygusal ve cinsel olarak çekildikleri bir karakteri hatırlamaları istenmiştir. Bu açık uçtulu soru, Magic Mike’tan Princess Jasmine’e kadar geniş bir yelpazede karakterin raporlanmasına yol açmıştır.

Katılımcılardan mevcut ilişki durumları hakkında bilgi alınmış ve ilişkilerinden memnuniyet düzeyleri ölçülmüştür. Ayrıca, katılımcılardan seçtikleri karakterle olan uzun süreli romantik parasocial ilişkilerini değerlendirmeleri istenmiştir.

İlk çalışmada ölçülen anlık tepkilerin aksine, parasocial ilişki filmin bitmesiyle devam eden bir bağdır. Bu çalışma, bireylerin medya alışkanlıklarını daha geniş bir perspektiften anlamayı sağlamıştır.

İlk çalışmanın bulgularıyla tutarlı olarak, ilişkisi olan kişilere kıyasla bekar kişilerin daha güçlü romantik parasocial ilişkiler yaşadığı bulunmuştur. Bekar kişiler, hem duygusal çekim hem de fiziksel çekim açısından daha yüksek düzeylerde puan almıştır. Veriler, gerçek dünyadaki bir romantik partnerin eksikliğinin kurgusal romantizmin yoğunluğunu artırdığını göstermiştir.

İlişkisi olan katılımcılar için, gerçek hayattaki partnerleriyle olan memnuniyet düzeyi önemli bir rol oynamıştır. Düşük ilişki memnuniyeti, kurgusal karakterlere yönelik daha güçlü duygusal çekimle ilişkilendirilmiştir. Ancak, ilişki memnuniyetinin fiziksel çekim üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmamıştır.

Bu sonuçlar, fiziksel çekimden ziyade duygusal yakınlığın parasocial romantizmin daha önemli bir itici güç olabileceğini göstermektedir. Karşılanmamış romantik ihtiyaçları olan kişilerin, gerçek hayattaki eksiklikleri gidermek için kurgusal karakterlerle bağ kurma eğiliminde oldukları anlaşılmaktadır. Bu bulgu, insanlığın duygusal sevgi ihtiyacının fiziksel tatmin arzusundan daha güçlü olabileceği fikrini desteklemektedir.

Bu araştırmalar, katılımcıların kendi bildikleri verilere dayanmaktadır ve bu nedenle bazı önyargılar içerebilir. Örneğin, romantik bir partnerin yanında film izleyen kişilerin, kurgusal bir karaktere karşı çekildiklerini ifade etmekte daha isteksiz olabilirler. Bu durum, sosyal uygunluk beklentileri nedeniyle raporlama davranışlarını etkileyebilir.

Araştırma tasarımı, nedensel ilişkiler hakkında kesin sonuçlar çıkarmayı engellemektedir. Bireylerin romantik eksiklikleri gidermek için medyaya yöneldikleri veya bunun tersinin de mümkün olduğu düşünülmelidir. Gelecekteki araştırmalar, romantik yalnızlık hissini doğrudan ölçerek ve medya alışkanlıklarının zaman içindeki değişimini takip ederek bu ilişkinin doğasını daha iyi anlamayı amaçlamalıdır.

Ayrıca, bir aktörün önceki deneyimlerinin de dikkate alınması, tek taraflı aşk ilişkilerinin altında yatan mekanizmaları daha iyi anlamaya yardımcı olabilir. Çalışma, ”

Unfulfilled Romantic Needs: Effects of Relationship Status, Presence of Romantic Partners, and Relationship Satisfaction on Romantic Parasocial Phenomena

” adlı yayında yayınlanmıştır ve Nicole Liebers tarafından yazılmıştır.

İlginizi Çekebilir: Çocukluk travması yetişkinlikte kaygıya yol açabiliyor: Kişilik bozuklukları önemli bir bağlantı olabilir →
Kaynak: PsyPost ↗