İnsanların karar verme anında yaşadığı deneyim, beynin içinde gerçekten gerçekleşen süreçten oldukça farklı olabilir. Indiana Üniversitesi Psikoloji ve Beyin Bilimleri Bölümü’nden Profesör Tom James, bu iddiasını “Journal of Cognitive Neuroscience” dergisinde yayımladığı yeni bir makalede ortaya koydu. James, yüzyıllardır kabul görmüş olan “önce algılarız, sonra düşünürüz, en son hareket ederiz” şeklindeki klasik karar verme modelinin, bilimin beynin nasıl işlediğine dair bildikleriyle örtüşmediğini savunuyor.
James’a göre bu model, duyusal işlemeden bilişsel düşünmeye, ardından da motor eyleme uzanan bir sıralama izler ve her aşama ayrı bir beyin fonksiyonuna karşılık gelir. Ancak James, bu üçlü yapının ortasında yer alan, kendine özgü bir “karar verici” nöral sürecin bulunmadığını öne sürüyor. Beyin, davranışı yönlendiren ayrı bir karar mekanizması barındırmıyor; bunun yerine duyusal, duyusal-motor ve motor süreçlerin birbirleriyle sürekli etkileşime girmesiyle davranış ortaya çıkıyor.
Karar Gerçek Değil, Soyut Bir Açıklama
James, bu yaklaşımını filozof Daniel Dennett’in “fizikist” çerçevesine dayanıyor. Bu görüşe göre fiziksel olaylar hem fiziksel hem de fiziksel olmayan sonuçlara yol açabilirken, fiziksel olmayan bir şey fiziksel bir olayı doğrudan tetikleyemez. Duyu ve hareket süreçleri fiziksel nitelik taşırken, kararlar bu çerçevede fiziksel olmayan bir olgu olarak konumlandırılıyor. James’a göre bu durumda bir karar, fiziksel bir eylemi gerçekten de nedensel olarak üretemez.
İddiasını daha anlaşılır kılması için James, birkaç benzetmeye başvuruyor. Daniel Dennett’in kendisini bir kütle merkezi ya da ağırlık merkeziyle kıyaslamasına dayandığı ilk benzetmede, kütle merkezinin matematiksel olarak faydalı bir kavram olmasına rağmen bağımsız biçimde fiziksel bir kuvvet uygulayamayacağını vurguluyor. Bir nesnenin kütle merkezini hareket ettiremezsiniz; nesneyi hareket ettirmeniz gerekir. Aynı mantıkla, James bir kararın doğrudan bir şeyi tetikleyen fiziksel bir varlık olmaktan ziyade, davranışı açıklayan soyut bir betimleme olabileceğini öne sürüyor.
Beyin, karar verme ya da kontrol süreçleri aracılığıyla çalıştığını söylemek, beynin gerçekten nasıl işlediğini ortaya koyduğunu ima eder. Bu şekilde açıklanan davranışı üretir, ancak bunu o şekilde görünür kılmak için böyle bir sürecin var olmasına ihtiyacı yoktur.
Indiana Üniversitesi Psikoloji ve Beyin Bilimleri Bölümü’nden Profesör Tom James
James, ikinci benzetesinde “üniversite” ifadesini kullanıyor. Bir kurumun faaliyetlerini tanımlarken “üniversite” kelimesini sıkça kullanırız; bu terim, insanları, binaları, bölümleri ve süreçleri bir arada temsil eden pratik bir kavramdır. Ancak bir kampüs protestosunda “üniversite belirli adımları attı” demek, asıl gerçekleşen olayların ne olduğunu pek açıklamaz. Gerçek açıklama, yöneticiler arasındaki toplantıları, eyalet polisine yapılan telefon görüşmelerini ve diğer bireysel eylemleri incelemeyi gerektirir. James, kararların da nörobilim için benzer bir sorunu oluşturduğunu savunuyor: Davranışı açıklayan yüksek düzeyde faydalı bir betimleme sunabilirler, ancak bunu üreten fiziksel mekanizmaları ortaya koymazlar.

Kartezyen Tiyatrosu Sorunu
James, argümanını bir adım daha ileri taşımak için üçüncü bir örnekle, yani karar vermeden oluşan basit bir robotla karşımıza çıkıyor. Az sayıda duyusal, motor ve duyusal-motor modülden oluşturulan bu makine, dışarıdan amaçlı görünen “duvarı takip etme” davranışı sergiliyor. Robotun içinde karar verecek özel bir sistem bulunmuyor; sadece çevresini algılıyor ve buna göre hareket ediyor. Duvarı takip etmenin o an çevre için iyi bir şey olduğu görülüyor ve bu da niyetli, stratejik, karar veriyormuş gibi görünüyor. Ancak James’a göre bu yanılsama, makineye böyle bir sistemi kurmamızdan kaynaklanıyor.
Bu durum, beynin merkezinde duyusal ve motor süreçleri izleyen ve düzenleyen üst düzey bir kontrolcü bulunduğunu varsaymaktan daha sade bir açıklama sunduğunu öne süren James için önemli bir nokta. Bu kontrolcü fikri aynı zamanda, Descartes zamanından beri tartışılan bir felsefi sorunu da beraberinde getiriyor. Beynin içinde bilgiyi gözlemleyen ve ne yapılacağını belirleyen üst düzey bir varlık varsa, bu kontrolcunun kendisinin nasıl çalıştığı da açıklanması gereken bir sorun olarak kalır.
Beynin merkezî bir kontrolcü aracılığıyla çalıştığını açıklamak, beynin gerçekten nasıl işlediğini çözmediğinizi gösterir; çünkü beyninizin içine bir insan koymuş olursunuz. Dennett bu fikri “Kartezyen Tiyatrosu” olarak adlandırdı. Beyninizdeki bu kişiye, kendi içinde bir kişiye, onun da kendi içinde bir kişiye ihtiyacı olur ve bu sonsuz bir geriye sayıma yol açar. Bu yüzden sorun asla çözülemez; sadece ertelemiş olursunuz.
Indiana Üniversitesi Psikoloji ve Beyin Bilimleri Bölümü’nden Profesör Tom James
James, beynin içine gizli bir karar verici çağırmak yerine, doğrudan davranışı üreten etkileşen duyusal ve motor sistemlere odaklanmayı öneriyor.

Yeni Bir Deneyimsel Yol
James’a göre karar verme, beynin, bedenin ve çevrenin sürekli etkileşiminden doğuyorsa, onu anlamak için bu karmaşıklığı yakalayabilen deneysel yöntemlere ihtiyaç var. Araştırmacıların katı olarak lineer modellerden uzaklaşıp, aynı anda gerçekleşen, birbirine etki eden ve kişinin çevresiyle etkileşime girdikçe değişen süreçleri incelemesi gerekecek. Kendi laboratuvarı, bu yönde somut adımlar atarak vücut temelli biliş ve ekolojik psikoloji fikirlerinden yararlanmaya başladı.
James, bu yaklaşımın nörobiliminin, karar verme olarak tanımladığımız olguya yol açan mekanizmaları keşfetmesine yardımcı olabileceğini düşünüyor. Aynı zamanda, geleneksel olarak beynin içinde ayrı süreçler olarak ele alınan pek çok bilişsel ve zihinsel olgunun yeniden araştırılması için yeni yollar da sunabileceğini öne sürüyor.
James, bu görüşünün kararların gerçek olmadığı anlamına gelmediğini açıkça belirtiyor. “Elbette ki var,” diyor. “Bu dili her zaman kullanırız ve davranışı tanımlama açısından çok faydalıdır. Zıplama, yani atladığımız nokta, beynin karar verme ya da kontrol süreçleriyle çalıştığını söylemektir. Bu şekilde çok iyi açıklanan davranışı üretir. Ancak bunu o şekilde görünür kılmak için böyle bir sürecin var olmasına ihtiyacı yoktur.” James’a göre karar dili davranışı betimlemede çok işe yarar, fakat beynin fiziksel gerçekliğini açıklamak için yeterli değildir.
KLİNİK OKUR YORUMLARI (1)