
Almanya’da yapılan bir araştırmada, psikiyatri çalışanlarının zorlama uygulamalarına yönelik tutumlarının, yaş, çalıştığı alan (forensik psikiyatri), güvenlik hissi, şiddete maruz kalma sıklığı ve sözlü şiddetin neden olduğu duygusal yük gibi faktörlerle ilişkili olduğu tespit edildi. Araştırmaya katılan daha yaşlı katılımcılar, forensik psikiyatri alanında çalışanlar, daha fazla güvensizlik hissedenler, fiziksel şiddete daha sık maruz kalanlar, sözlü şiddetin neden olduğu duygusal yükün yüksek olanlar ve daha sık zorlama önlemi uygulayanlar, zorlama önlemlerine karşı daha az eleştirel bir tutum sergileme eğilimindeydi. Buna karşılık, daha fazla iş deneyimine sahip olanlar ve zorlama önlemlerini gözlemlemekten kaynaklanan duygusal yükün yüksek olması durumunda, katılımcıların daha eleştirel bir tutum sergilediği görüldü. Bu çalışma, Comprehensive Psychiatry adlı dergide yayınlandı.
Psikiyatri alanında zorlama önlemleri, hastaların kendilerine veya başkalarına zarar verme riski taşıdığı veya tedavi için karar verme yeteneği olmadığı durumlarda, klinik personelin izni olmadan uygulanan müdahalelerdir. Bu tür uygulamalar arasında, zorunlu yatış, fiziksel kısıtlama, izolasyon, zorla ilaç uygulama ve bazı durumlarda diğer zorlayıcı tedaviler yer alabilir.
Bu tür önlemler genellikle, kişinin ciddi bir ruh sağlığı krizi yaşadığı ve kendisi veya başkaları için acil bir tehlike oluşturduğu durumlarda kullanılır. Ayrıca, kişinin tedavi konusunda bilinçli karar verme yeteneği olmadığı ve tedavi sağlanmaması durumunda ciddi bir bozulma veya zarar riski taşıdığı durumlarda da uygulanabilir.
Zorlama uygulamalarının, kişisel özgürlük ve bedensel özerklik gibi temel hakları kısıtladığı için önemli etik ve yasal soruları gündeme getirdiği unutulmamalıdır. Modern psikiyatri uygulamasında, bu tür önlemlerin rutin bir davranış biçimi yerine, son çare olarak görülmesi gerektiği kabul edilmektedir. Daha az zorlayıcı yöntemler, örneğin sözlü iletişim, destekleyici ortamlar ve gönüllü tedavi gibi seçeneklerin her zaman tercih edilmesi önemlidir. Psikiyatri kılavuzları, uygun olduğunda bu tür daha az zorlayıcı yaklaşımların denenmesi gerektiğini belirtir.
Çalışmanın yazarı Klara Czernin ve meslektaşları, psikiyatri çalışanlarının zorlama önlemlerine yönelik tutumlarıyla ilişkili faktörleri araştırmışlardır. Bu faktörler arasında, güvenlik hissi, işyerindeki şiddet deneyimleri, şiddet olaylarından sonra sağlanan destekler, uygulanan veya gözlenen zorlama önlemlerinin sıklığı ve çalışanların zorlama önlemlerine yönelik tutumları yer almaktadır. Ayrıca, bu faktörlerin potansiyel etkileşimlerini de incelemek istemişlerdir.
Bu çalışma, Mart ve Haziran 2023 tarihleri arasında Almanya’nın tüm eyaletlerindeki psikiyatri çalışanlarına yönelik yapılan çevrimiçi ve anonim bir anket olan “AttCo” projesinin bir parçasıdır. Ankete katılanlar, Almanya’nın 16 eyaletinden toplam 1585 psikiyatri çalışanıydı. Katılımcıların ortalama yaşı 42 yıl olup, ortalama olarak 13 yıllık iş deneyimine sahip oldukları belirtildi. Katılımcıların %65’i kadınlardan oluşurken, katılımcıların %64’ü yetişkin psikiyatrisi ve %79’u yataklı tedavi birimlerinde çalışmaktaydı.
Ankette, çalışanların demografik bilgileri, çalıştıkları alan, uzmanlıkları ve mesleki gruplara ait bilgiler yer almıştır. Ayrıca, güvenlik hissi, işyerindeki şiddet deneyimleri, şiddet olaylarından sonra sağlanan destekler, uygulanan veya gözlenen zorlama önlemlerinin sıklığı (0-100 ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir) ve çalışanların zorlama önlemlerine yönelik tutumları da ölçülmüştür. Çalışanların zorlama önlemlerine yönelik tutumları, “Staff Attitude to Coercion Scale” adlı aracın Almanca versiyonu kullanılarak değerlendirilmiştir.
Sonuçlar, katılımcıların %70’inin son 6 ay içinde sözlü tacize maruz kaldığını ve bu oranın %19’unun haftada en az bir kez sözlü tacize maruz kaldığını gösterdi. Sözlü tacize maruz kalanlara yönelik en sık uygulanan destekler arasında, ekip toplantıları ve bireysel görüşmeler yer almıştır. Psikolojik danışmanlığa erişim ise daha nadir olup (%11), herhangi bir destek alınmadığı belirtilen katılımcı oranı %27’dir.
%26 oranındaki katılımcının fiziksel şiddete maruz kaldığını ve bu oranın %2’sinin haftada en az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını belirttiği anket sonuçlarında, fiziksel şiddete maruz kalanlara yönelik desteklerin de benzer şekilde uygulandığı görülmüştür.
%79 oranındaki katılımcı, son 6 ay içinde zorlama önlemlerine tanık olduğunu ve bu oranın %26’sının haftada en az bir kez zorlama önlemine tanık olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların %47’si zorlama önlemi uygulamış ve bu oranın %9’u haftada en az bir kez zorlama önlemi uygulamıştır.
Yapılan analizler, daha yaşlı katılımcıların, forensik psikiyatri alanında çalışanların, daha fazla güvensizlik hissedenlerin, fiziksel şiddete daha sık maruz kalanların, sözlü şiddetin neden olduğu duygusal yükün yüksek olanların ve daha sık zorlama önlemi uygulayanların, zorlama önlemlerine karşı daha az eleştirel bir tutum sergileme eğiliminde olduklarını göstermiştir. Buna karşılık, daha fazla iş deneyimine sahip olanlar ve zorlama önlemlerini gözlemlemekten kaynaklanan duygusal yükün yüksek olması durumunda, katılımcıların daha eleştirel bir tutum sergilediği görülmüştür.
Çalışma yazarları, “İş deneyimi, şiddete maruz kalma ve duygusal yük gibi öznel çalışan özellikleri, çalışanların zorlama önlemlerine yönelik tutumlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Özellikle, zorlama önlemlerinin kullanımı ve zorlamadan kaynaklanan duygusal yük, çalışanların bakış açıları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Şiddeti önleme ve arabuluculuk stratejilerini iyileştirme, arabuluculuk görüşmelerine duyguları ve öz algıları dahil etme ve travmatik olaylar sonrasında çalışanlara bireyselleştirilmiş destek sağlama, güvenlik hissini azaltmaya yardımcı olabilir” şeklinde bir sonuca varmışlardır.
Bu çalışma, Almanya’daki psikiyatri çalışanlarının zorlama uygulamalarına yönelik tutumları hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Ancak, çalışmanın tasarımının nedensel ilişkilerin belirlenmesine olanak tanımadığı ve tüm verilerin katılımcıların kendi raporlarına dayandığı unutulmamalıdır. Bu durum, özellikle zorlama gibi hassas bir konuda, katılımcıların sosyal olarak kabul edilebilir yanıtlar verme eğiliminde olabileceği anlamına gelmektedir.
Çalışma, “Staff attitudes towards coercion in psychiatry: The role of violence, emotional burden, and insecurity – Evidence from a nationwide study using multiple regression and moderation analyses,” başlığıyla Staff attitudes towards coercion in psychiatry: The role of violence, emotional burden, and insecurity – Evidence from a nationwide study using multiple regression and moderation analyses