[Adobe Stock]

Psikedelik bileşik psilosibin, kronik strese maruz kalmış farelerde depresyon ve anksiyete belirtilerini giderebilir. Bu madde, yeni beyin hücrelerinin büyümesini teşvik ederek ve stres hormonu seviyelerini normalleştirerek etki gösteriyor gibi görünüyor. Araştırma sonuçları,

Progress in Neuropsychopharmacology & Biological Psychiatry

dergisinde yayınlandı.

Dünya çapında milyonlarca insan büyük depresif bozukluktan etkileniyor. Bu durumun temel belirtileri arasında sürekli düşük ruh hali, şiddetli anksiyete ve zevk alma yeteneğinin kaybı yer alıyor. Bu rahatsızlık, beynin duyguları düzenleyen bölgelerindeki sinaptik bağlantılarda azalmaya neden oluyor. Mevcut ilaçlar, örneğin seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’ler), her hasta için etkili olmayabiliyor ve fayda göstermesi genellikle haftalar alabiliyor.

Araştırmacılar, giderek daha fazla alternatif tedavi olarak psikedelik maddelere yöneliyor. Psilosibin, “sihirli mantarlar” olarak bilinen türlerde bulunan aktif bir bileşik ve insanlarda depresyon tedavisinde umut vadeden sonuçlar gösterdi. Bilim insanları, bu kimyasalın beyinde nasıl değişikliklere yol açarak uzun süreli faydalar sağladığını anlamaya çalışıyor.

Uzun süreli psikolojik stres, yeni bağlantıların oluşumunu azaltarak beyni fiziksel olarak değiştirebilir. Kronik stres ayrıca, vücudun tehditlere karşı doğal tepkisini aşırı uyararak, adrenal bezlerden aşırı miktarda stres hormonu salgılanmasına neden olur. Zamanla bu hormonal yüklenme, duyguları ve hafızayı işleyen hipokampus bölgesinde hasara yol açar.

Polonya Bilimler Akademisi’nden Agnieszka Bysiek ve Krystyna Gołembiowska liderliğindeki araştırmacılar, psilosibinin bu strese bağlı hasarı nasıl onarabileceğini araştırdı. Ekip, aynı zamanda Varşova Tıp Üniversitesi’nden de meslektaşlarıyla birlikte çalıştı. Araştırma ekibi, davranışsal değişiklikleri ve beyin iyileşmesinin biyolojik göstergelerini izlemek için bir deney tasarladı.

Araştırmacılar, yetişkin erkek farelerden oluşan küçük bir grup üzerinde bir çalışma yürüttüler. Hayvanlar farklı gruplara ayrıldı ve bir gruba birkaç hafta boyunca öngörülemez, hafif stres faktörlerine maruz bırakıldı. Bu stres faktörleri arasında geçici olarak açlık veya susuzluk, eğimli kafesler ve stroboskopik ışıklar yer aldı.

Amaç, insanlarda görülen depresyona benzer bir durum yaratmak, özellikle de zevk alma yeteneğinin kaybı olan anhedoniye neden olmaktı. Anhedoniyi ölçmek için araştırmacılar, farelerin ne kadar şekerli su içtiğini takip ettiler. Stres altındaki hayvanlar, kontrol grubundaki sağlıklı hayvanlara göre çok daha az şekerli su tükettiler.

Araştırmacılar, hayvanlara iki düşük doz psilosibin uyguladı ve bu uygulamalar arasında bir hafta aralık bırakıldı. Tedavi sonrasında, stres altındaki fareler normalde içtikleri miktarda şekerli suyu tekrar tüketmeye başladılar. Bu davranış değişikliği, psikedelik maddenin anhedoni durumunu etkili bir şekilde giderdiğini gösterdi.

Daha sonra ekip, hayvanların anksiyete düzeylerini ölçmek için özel olarak tasarlanmış laboratuvar ortamlarını kullandı. Bir testte, kutu ikiye bölünmüştü; biri parlak ışıklı bir alan ve diğeri karanlık bir bölme iken, diğerinde yükseltilmiş bir labirent kullanıldı; bu labirentin hem açık hem de kapalı yolları vardı. Stres altındaki fareler doğal olarak ışıktan ve açık alanlardan kaçınarak güvenli bölgeler olan karanlık veya kapalı alanlara yöneldiler.

Psilosibin tedavisi sonrasında, bu stres altındaki hayvanlar, parlak ve açık bölümlerinde daha fazla zaman geçirmeye başladılar. Bu hareket örüntüsündeki değişiklik, anksiyete düzeylerinde belirgin bir azalma olduğunu gösterdi. Araştırmacılar ayrıca, hayvanların başlarını sallama durumunu gözlemlediler; bu durum, bir maddenin halüsinasyonlara neden olduğunu gösteren yaygın bir davranıştır. Hem stres altındaki hem de sağlıklı kontrol grubundaki fareler, psilosibin aldıktan sonra başlarını salladılar.

[Adobe Stock]

Ekip ayrıca, farelerin motivasyon eksikliğini değerlendirmek için, hayvanların su dolu bir silindire yerleştirildi ve bu hayvanların yüzebilme veya kurtulmaya çalışabilme durumunun gözlemlendiği bir test uyguladı. Psilosibin tedavisi, stres altındaki farelerde bu hareketsizliği azalttı ve bu farelerin silindirdeki yüzeyde aktif olarak yüzmeye ve tırmanmaya başlamasına neden oldu.

Araştırmacılar, hayvanların genel aktivite düzeylerini kontrol etmek için, bunları büyük, dairesel bir açık alana yerleştirdiler. Stres altındaki ve psilosibin almış olan fareler, tedavi almamış stres altındaki farelere göre bu alanda daha fazla dolaşıp keşif yaptılar. Psilosibin, sağlıklı kontrol grubundaki farelerde yürüyüşü ve keşfi aslında azalttı.

Daha sonra ekip, hayvanların beyinlerini inceleyerek, bu davranışsal değişiklikleri tetikleyen biyolojik değişiklikleri anlamaya çalıştı. Araştırmacılar, hipokampusta yeni hücrelerin oluşumunu belirlemek için kimyasal işaretler kullandılar. Kronik stres, bu bölgede yeni nöronların oluşumunu baskılamıştı.

Psilosibin uygulamaları, bu hücresel eksikliği düzeltti. Madde, stres altındaki farelerde hipokampusta yeni beyin hücrelerinin çoğalmasını, olgunlaşmasını ve hayatta kalmasını teşvik etti. Bu bulgu, psikedeliklerin beyinde fiziksel olarak yeni hücresel yapılar oluşturarak yeniden yapılanmaya yardımcı olduğu fikrini destekliyor.

Araştırmacılar ayrıca, “beyinden türetilmiş nörotrofik faktör” (BDNF) adı verilen bir molekülün gen ifadesini analiz ettiler. Bu protein, nöronların büyümesine ve yeni sinaptik bağlantıların oluşmasına yardımcı olur. Araştırmacılar, psilosibinin hem hipokampusta hem de prefrontal kortekste bu büyüme proteininin üretimindeki genetik talimatları artırdığını buldular.

Bu genetik sinyaldeki artış, ilk dozdan sadece iki saat sonra görüldü. Bu yüksek seviyeler, stres altındaki hayvanlarda ikinci dozdan 14 gün sonra bile devam etti. Son olarak araştırmacılar, farelerdeki ana stres hormonu olan kortizosteron düzeylerini ölçtüler.

Kronik strese maruz kalmış farelerin kanında bu hormonun seviyesi yüksekti. Tek bir psilosibin dozu, bu hormon seviyelerini iki saat içinde normale indirdi. İkinci dozdan 14 gün sonra bile, stres altındaki hayvanlar hala daha düşük ve sağlıklı hormon seviyelerine sahipti.

Bu çalışma, elde edilen sonuçların yorumlanması için dikkate alınması gereken bazı sınırlamalara sahip. Hayvan modelleri, karmaşık insan psikolojik durumlarını tam olarak yansıtmayabilir. Ayrıca, hayvanların davranışları, bulundukları ortama bağlı olarak değişiklik gösterebilir; bu nedenle, sonuçlar dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir.

Biyolojik ölçümlerin de dikkatli bir yorum gerektirdiği unutulmamalıdır. Araştırma ekibi, beyindeki gerçek protein seviyelerini ölçmek yerine, beyin büyüme proteini için messenger RNA’yı (mRNA) ölçtü. mRNA, DNA’dan elde edilen geçici genetik talimatlar kümesidir. Bu talimatlardaki artış, beynin hücrelerinde fonksiyonel olarak aktif bir protein üretimindeki orantılı bir artışı garanti etmez.

Gelecekteki araştırmaların, psikedelik maddelerin vücuttan tamamen atıldıktan sonra hücresel değişikliklerin ne kadar sürdüğünü belirlemek için yapılması planlanmaktadır.

Bu çalışma, kronik stresin neden olduğu fiziksel hasarı onarmak için psikedelik tedavilerin nasıl kullanılabileceğine dair önemli bilgiler sağlıyor. Araştırma, “Psilosibin, kronik strese maruz kalmış farelerde davranışsal ve nöroplastisite eksikliklerini düzeltir” başlıklı makalede ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bu çalışma, Agnieszka Bysiek, Izabela Szpręgiel, Adam Wojtas, Marzena Maćkowiak, Agnieszka Wawrzczak-Bargieła, Monika Leśkiewicz, Ewa Trojan, Katarzyna Kamińska, Weronika Kumorek, Wiktor Bilecki ve Krystyna Gołembiowska tarafından yürütülmüştür.

Google Haberler & Keşfet
Google’da Takip Edin
Son dakika haberlerini ve analizleri Keşfet akışınızda anında görün

Takip Et