Sosyal Anksiyete ile Mücadelede Beklenmedik Bir Yöntem: Sabit Bir Düşünce Yapısı

Sosyal anksiyete yaşayan kişiler için, “insanların nadiren ilk izlenimleri değiştirdiği” düşüncesinin aslında beklenmedik bir rahatlama sağlayabileceğine dair yeni araştırmalar ortaya çıkıyor. Personality and Social Psychology Bulletin dergisinde yayınlanan bu çalışma, sosyal değerlendirmelerin sabit olduğu görüşünün, sosyalleşmenin zihinsel yükünü azalttığını gösteriyor. Anksiyeli bireylerin, sosyal değerlendirmelerin istikrarlı olduğuna inanarak kendilerini rahatlatmaları, daha iyi performans göstermelerine ve etkileşimlerden daha fazla keyif almalarına olanak tanıyor.

Yüksek sosyal anksiyeteye sahip kişiler genellikle olumsuz değerlendirilme, alay konusu olma veya reddedilme korkusu yaşarlar. Bu yoğun korku, konuşmalar sırasında içe dönük bir duruş sergilemelerine neden olur. Sürekli olarak kendi davranışlarını izler, kusurları veya sakarlıkları ararlar. Bu kendini eleştirme döngüsü, büyük bir zihinsel enerji gerektirir ve dikkat dağıtıcı bir arka plan gürültüsü gibi işlev görerek, doğal bir şekilde etkileşime girecek enerjiyi tüketir.

Psikolojik araştırmalar genellikle, bireylerin karşılaştığı zorluklarla nasıl başa çıktıklarını anlamak için “düşünce yapısını” inceler. Düşünce yapısı, bir kişinin insan özelliklerinin değişebilir veya edilemez olduğuna dair inancıdır. “Gelişim odaklı düşünce yapısı”, özelliklerin değiştirilebilir olduğu varsayılırken, “sabit düşünce yapısı” ise özelliklerin sabit ve değiştirilemez olduğu varsayılır. Geçmişte yapılan terapötik çalışmalar bazen, sosyal anksiyete yaşayan bireylere kendi kişiliklerinin veya anksiyete düzeylerinin zamanla değişebileceği öğretilmeye çalışılmıştır.

Bar-Ilan Üniversitesi araştırmacısı Liad Uziel, soruna farklı bir açıdan yaklaştı. Bireylerin kendi içsel özelliklerine dair inançları yerine, başkalarının nasıl izlenim oluşturduğuna dair inançlarını inceledi. Günlük hayatta, genellikle diğerlerinin kendimiz hakkında nasıl bir algı oluşturduğunu şekillendirmeye çalışırız, buna “izlenim yönetimi” denir.

Uziel, sosyal olarak anksiyete yaşayan kişilerin, izlenimlerin nispeten sabit olduğuna inanması durumunda, sosyal durumların daha öngörülebilir hale gelebileceğini varsaydı. İnsanların bir fikir oluşturduktan sonra buna bağlı kalıyorsa, kişinin sürekli olarak kendi imajını yönetme baskısı azalır. Bu öngörülebilirlik, kişinin kendi davranışlarını sürekli olarak izleme ihtiyacını azaltabilir ve bu da daha fazla zihinsel enerji serbest bırakarak konuşmaya odaklanmayı kolaylaştırır.

Bu hipotezi test etmek için, Uziel Birleşik Krallık’tan 182 katılımcıyla bir çevrimiçi çalışma yaptı. Katılımcılar, sosyal anksiyete düzeylerini, insanların izlenim oluşturma konusundaki inançlarını ve kendilerini yönetme konusunda ne kadar zorlandıklarını ölçen anketleri doldurdular. Amaç, bu faktörlerin genel popülasyonda nasıl bir araya geldiğini anlamaktı.

Sonuçlar, yüksek sosyal anksiyetenin, sosyal etkileşimlerden kaynaklanan yorgunlukla yakından ilişkili olduğunu gösterdi. Ancak, insanların izlenim oluşturma konusunda sabit bir düşünce yapısına sahip olan katılımcılar için bu yorucu etki daha az belirgindi. İzlenimlerin istikrarlı olduğuna inanmak, sosyalleşmenin getirdiği yorgunluğu hafifletiyordu.

Uziel, ardından İsrail’deki 200 lisans öğrencisiyle bir laboratuvar deneyi yaparak, bu düşünce yapılarının manipüle edilmesinin davranışları değiştirebilir mi olduğunu görmek istedi. Öğrenciler rastgele olarak iki gruba ayrıldı: Bir grup, izlenim oluşturma konusunda sabit bir düşünce yapısını destekleyen ifadeleri okuyup kabul etti; diğer grup ise gelişim odaklı bir düşünce yapısını destekleyen ifadeleri okudu. Sabit düşünce yapısı, insanların kalıcı izlenimler bıraktığını öne sürerken, gelişim odaklı düşünce yapısı ise görüşlerin sürekli olarak güncellendiğini belirtiyordu.

Daha sonra, katılımcılar kendileri hakkında kapsamlı bir tanıtım yazısı yazdılar ve yakında başka bir öğrenciyle ortak bir görev için buluşacaklarını öğrendiler. Katılımcıların hangi grupta olduğunu bilmeyen bağımsız değerlendiriciler, bu tanıtım yazılarını incelediler. Değerlendiriciler, metni arkadaşlık ve hakimiyet gibi özellikleri dikkate alarak analiz ettiler; bunlar sosyal varlığın güvenli ve çekici bir göstergesi olarak kabul edilir.

Gelişim odaklı düşünce yapısına sahip olan öğrenciler arasında, yüksek sosyal anksiyete daha az çekici bir kendini sunumla ilişkilendirildi. Daha tereddütlü ve daha az ilgi çekici görünüyorlardı. Sabit düşünce yapısına sahip olanlar için ise, yüksek sosyal anksiyete daha kötü bir izlenimle ilişkili değildi. İzlenimlerin sabit olduğuna inanmak, anksiyeli katılımcıların daha olumlu bir versiyonunu sergilemelerine olanak tanıdı.

İkinci deney, sosyal stresi artıran bir görev ekleyerek konuyu daha da karmaşık hale getirdi. Yeni bir grup 155 lisans öğrencisi aynı düşünce yapısı manipülasyonuna tabi tutuldu. Daha sonra, iki dakika boyunca kendilerini kaydeden bir video kameranın önünde konuşmaları istendi. Kendini videoya kaydetmek, laboratuvar ortamında sosyal stres oluşturmak için yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir.

Objektif gözlemciler, videoları izledi ve katılımcıları göz teması, ses netliği, rahatlık ve konuşma akıcılığı gibi özellikler açısından değerlendirdi. Bulgular, önceki deneyle aynı doğrultudaydı. Gelişim odaklı düşünce yapısına sahip olan öğrenciler, daha kaygılı ve daha az rahat görünüyorlardı. Buna karşılık, sabit düşünce yapısına sahip olanlar, daha az anksiyete yaşayan akranları kadar iyi performans gösterdiler.

Son çalışma, 158 öğrencinin birkaç gün boyunca sosyal deneyimlerini takip etti. Katılımcılar tekrar iki gruba ayrıldı: Bir grup sabit düşünce yapısını, diğer grup gelişim odaklı düşünce yapısını destekleyen ifadeleri okudu. Bu kez, aynı zamanda belirli bir inançla uyumlu kişisel bir anıyı yazmaları da istendi; bu, manipüle edilen düşünce yapısını pekiştirmek için tasarlanmış bir egzersizdi.

Üç gün sonra, öğrenciler son üç gündeki sosyal etkileşimlerinin kalitesi, stres düzeyleri ve memnuniyetleri hakkında bilgi verdiler. Bu sefer, sabit düşünce yapısına sahip olanlar, daha yüksek sosyal anksiyete düzeylerine rağmen, sosyal etkileşimlerin kalitesi ve memnuniyeti açısından daha iyi sonuçlar elde ettiler. Gelişim odaklı düşünce yapısına sahip olanlar ise, daha kötü sosyal deneyimler bildirdiler.

Sosyal değerlendirmeler konusunda gelişim odaklı bir düşünce yapısı, kişinin sürekli olarak değerlendirildiğini ve yeniden değerlendirildiğini varsayar. Zaten sosyal anksiyetesi olan biri için, bu inanç her konuşmayı yüksek riskli bir performans haline getirebilir. Sabit düşünce yapısı ise bu baskıyı ortadan kaldırır ve kişinin ilk izlenimin ardından rahatlamasına olanak tanır.

Bu bulgular, sosyal stresle başa çıkmak için yeni bir yol sunsa da, araştırmalar genellikle genel öğrenci ve çevrimiçi popülasyonlarla yapılmıştır. Çalışma, klinik olarak sosyal anksiyete bozukluğu teşhisi konmuş bireyler üzerinde özel olarak test edilmemiştir. Laboratuvar ortamındaki davranışsal değişiklikler nispeten kısa süreliydi. Gelecekteki araştırmalar, sabit bir düşünce yapısının, klinik ortamlarda uzun vadeli rahatlama sağlayıp sağlamayacağını belirlemelidir.

Çalışma, “ The Soothing Effect of a Stable World: Social Behavior of Individuals Varying on Social Anxiety Under Fixed and Growth Mindsets About Impression Formation ,” Liad Uziel tarafından yazılmıştır.

Google Tercih Edilen Kaynak
Google’da bizi favori kaynaklarınıza ekleyin
Son dakika gelişmelerini ve yeni haberleri Google Keşfet’te anında görün

Google’da Takip Et