
Hollanda’daki Radboud Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre, yüksek sosyal anksiyetesi olan kişiler otomatik olarak daha yavaş yürümek veya diğer insanlardan daha fazla fiziksel mesafe tutmak zorunda kalmıyor. Araştırma, kişisel mesafenin algısı ile sosyal anksiyete arasındaki bağlantının, kişilerin gerçekte ne kadar yakın olduklarını yanlış değerlendirmeleri durumunda ortaya çıktığını gösteriyor.
Sosyal anksiyete, genellikle sosyal ortamlarda yargılanma ve olumsuz eleştirilme korkusuyla karakterizedir. Bu durum, bazı kişilerin sosyal etkileşimlerden kaçınmasına neden olabilirken, araştırmacılar daha ince davranış kalıplarına da odaklanmaktadır: örneğin, birine yaklaşırken tereddüt etmek, göz temasından kaçınmak veya normalden biraz daha fazla fiziksel mesafe tutmak gibi. Bu tür davranışlar önemlidir çünkü diğer insanların etkileşim sırasında nasıl tepki vereceğini şekillendirebilir.
Önceki çalışmalar genellikle, daha yüksek sosyal anksiyetenin daha fazla mesafe tutma ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Ancak, kişisel mesafe sadece iki kişi arasındaki santimetre sayısı tarafından belirlenmez. Bir metre uzakta olmasına rağmen kendisini çok yakın hisseden bir kişi, aynı mesafeyi doğru algılayan birinden farklı tepkiler verebilir. Daha önceki çalışmalar, bu tür yanılgının sosyal anksiyete ve kişisel mesafe arasındaki ilişkiyi açıklamaya yardımcı olabileceğini öne sürmüştür.
Stefania Bucur liderliğindeki araştırmada, katılımcılar sanal gerçeklik ortamında, bir kafedeki sosyal ortama benzer bir senaryo ile karşılaştırılarak incelendi. Veri eksikliği veya hataları nedeniyle üç kişinin çalışmaya dahil edilmesi engellendikten sonra, 106 yetişkin (ortalama yaş 23,5 yıl, %70’i kadın) değerlendirildi.
Katılımcılar sanal ortamda bir dizi deney gerçekleştirdi. Araştırmacılar, katılımcıların sanal gruplara ne kadar hızlı yaklaştığını ve ne kadar yakınlaştıklarını kaydetti. Daha sonra, katılımcılardan rahat hissettikleri mesafeyi seçmeleri istendi. Ayrıca, gerçekte ne kadar uzakta olduklarına dair sayısal ve görsel tahminlerde bulunmaları sağlandı. Bu sayede, katılımcıların mesafeyi abartılı bir şekilde algılayıp algılamadıkları ölçüldü.
Araştırmacıların ilk beklentilerinin aksine, yüksek sosyal anksiyete skorları doğrudan daha yavaş yürümek veya daha fazla mesafe tutmak ile ilişkili değildi. Ancak, mesafenin algılanması durumu değiştirdi. Kendilerini sanal gruptan daha yakın hissetmeleri durumunda, belirli ölçümlere göre daha fazla mesafe bıraktılar. Daha da önemlisi, sayısal olarak mesafeyi abartılı bir şekilde algılayan kişilerde, yüksek sosyal anksiyete ile tercih edilen mesafe arasında bir ilişki ortaya çıktı. Mesafe tahmini konusunda hatalı olan katılımcılarda bu tür bir ilişki gözlemlenmedi.
Araştırmacılar, bulgularını şu şekilde özetlediler: “Yüksek [sosyal anksiyete] düzeyine sahip kişiler, diğerlerine olan mesafeyi çok yakın olarak algıladıklarında daha fazla mesafe tutarlar.”
Çalışmanın bazı sınırlamaları bulunmaktadır. Örneğin, sanal ortamdaki sosyal senaryoların gerçek hayattaki karmaşık sosyal korkuları tam olarak tetiklemeyebileceği belirtilmiştir. Ayrıca, deneylerin sabit sırası ve mesafenin tahmini ile ilgili talimatların belirsizliği de sonuçları etkileyebilir.
Çalışma, “Sosyal Anksiyete ve Tercih Edilen Kişiler Arası Mesafe: Tahmin Yanılgısının Rolü” başlığıyla Social Anxiety and Preferred Interpersonal Distance: The Role of Estimation Bias yayınlanmıştır. Çalışmanın yazarları Stefania Bucur, Deepshikha Prasad ve Wolf-Gero Lange’dir.