
Saç çekme bozukluğu olan bireyler genellikle negatif duyguları bir tetikleyici olarak belirtse de, yeni araştırmalar sıkıntı ve yorgunluğun zaman içinde bu davranıştan önce daha önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Comprehensive Psychiatry dergisinde yayınlanan yakın tarihli bir çalışma, negatif duyguların saç çekme isteğini eşlik etse de, gelecekteki saç çekme ataklarını güvenilir bir şekilde tahmin edemediğini buldu. Bu bulgular, saç çekmenin öncelikle duygusal sıkıntıyı düzenlemek amacıyla yapıldığı yönündeki geleneksel görüşü sorguluyor. Saç çekme bozukluğu, bireylerin sürekli olarak kendi saçlarını yolduğu, bunun sonucunda saç kaybı ve psikolojik sıkıntıya neden olan bir durumdur. Bu durum, obsesif-kompulsif ilişkili bir bozukluk olarak sınıflandırılır. Tarihsel olarak, klinik modeller bu davranışı uyumsuz bir başa çıkma mekanizması olarak tanımlamıştır. “Duygu düzenleme modeli” olarak bilinen bu görüşe göre, bireyler negatif duyguları hafifletmek için saçlarını yolarlar. Duygu düzenleme modelini test eden çalışmaların sonuçları karmaşık olmuştur. Saç çekmenin genel bir duygu düzenleyici işlev gördüğüne dair hala tartışmalar devam etmektedir ve diğer faktörlerin de rol oynayabileceği düşünülmektedir. Mevcut tanı kriterlerinde bu belirsizlik yansımaktadır. Daha önceki psikiyatrik kılavuzlarında, saç yolma tanısı koymak için bireylerin gerginlik hissetmeleri ve sonrasında rahatlama yaşamaları gerekiyordu. Ancak en yeni kılavuzlar bu kriterleri kaldırdı çünkü birçok kişinin saçlarını yükselen gerginliğe yanıt olarak değil, sıkıntı veya can sıkıntısından kaynaklanan bir dürtüyle yolladığını gösteriyor. Çoğu önceki araştırma, katılımcılardan geçmiş haftalardaki duygularını ve davranışlarını hatırlamalarını isteyen retrospektif anketlere dayanmıştır. İnsan hafızası önyargılara açık olduğu için, ani duygusal durumları ve dürtüleri doğru bir şekilde yakalamak zordur. Geleneksel anket tasarımları, içsel hisler ile fiziksel davranışlar arasındaki ince, andaki etkileşimleri tespit etmek için uygun değildir. Bu nedenle klinik psikolog Christina Gallinat ve ekibi Heidelberg Üniversitesi Hastanesi’nde, insanları gerçek zamanlı olarak takip eden bir çalışma tasarladı. Amaçları, duygusal durumların, saç yolma dürtüsünün ve fiziksel saç yolma davranışının günlük yaşamda nasıl etkileşimde olduğunu anlamaktı. Araştırmacılar “ekolojik anlık değerlendirme” adı verilen bir teknik kullandılar. Bu metodolojide, katılımcılara gün boyunca akıllı telefonları aracılığıyla kısa sorular içeren anketler gönderilir. Çalışmaya saç çekme bozukluğu tanısı konmuş 61 yetişkin katıldı. Katılımcılar, on günlük bir süre boyunca her gün yedi kez, ankete yönlendirildiği kısa mesajlar aldı. Ankette, katılımcılardan saç yolma dürtülerinin şiddetini 1’den 5’e kadar bir ölçekte belirtmeleri isteniyordu. Ayrıca, o andaki duygusal durumları (negatif duygular, pozitif duygular, sıkıntı, yorgunluk ve iç monolog) derecelendirmeleri talep ediliyordu. Araştırmacılar, farklı zaman dilimlerini kapsayan iki farklı analiz yöntemi kullandılar. İlk olarak, bir kişinin o andaki durumunun sonraki değerlendirmede davranışını nasıl etkilediğini görmek için prospektif ilişkileri incelediler. İkinci olarak, duygusal durumların ve dürtülerin aynı anda saç yolma ile ilişkili olup olmadığını belirlemek için eş zamanlı ilişkileri araştırdılar. Prospektif analizde, araştırmacılar saç yolma davranışının daha sonraki değerlendirmede saç yolmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini tahmin etmede önemli bir rol oynadığını buldular. Ayrıca, geçmişte saç yolmanın yaşanmış olması gelecekte de saç yolma olasılığını artırdı ve bu durumun günün belirli dönemlerinde yoğunlaştığına işaret etti. Duygusal durumlar arasında sadece sıkıntı, sonraki saç yolma ataklarını tahmin edebilirken, negatif duygular istatistiksel olarak anlamlı bir öngörücü faktör değildi. Eş zamanlı analizde farklı bir örüntü gözlemlendi. Saç yolma dürtüsünün şiddeti, o andaki saç yolma ile güçlü bir ilişki gösterdi. Sıkıntı da saç yolma olasılığını artırıyordu. Negatif duygular ise yine saç yolma olayları ile anlamlı bir ilişki göstermedi. Daha sonra araştırmacılar, önceki duygusal durumların mevcut saç yolma dürtüsünün şiddetini nasıl etkilediğini incelediler. Saç yolma dürtüsünün şiddeti, gelecekteki dürtülerin şiddetini tahmin etmede önemli bir rol oynadı. Ayrıca, yorgunluk da gelecekteki dürtülerde artışa neden oldu. Negatif duygular, sıkıntı ve iç monolog ise saç yolma dürtüsünde artışa neden olmadı. Son olarak, araştırmacılar o andaki dürtüleri eşlik eden faktörlere odaklandı. Burada duygusal durumlar belirgin bir ilişki gösterdi. Yüksek seviyelerde negatif duygular, sıkıntı ve iç monolog, mevcut saç yolma dürtüsünün şiddetiyle ilişkiliydi. Buna karşılık, yüksek pozitif duygular mevcut saç yolma dürtüsünü azalttı. Bu sonuçlar, negatif duyguların saç yolma isteğini eşlik etse de, davranışın tüm gün boyunca en önemli belirleyicisi olmadığını göstermektedir. Bunun yerine, sıkıntı ve yorgunluğun gelecekteki saç yolma atakları için daha güvenilir göstergeler olduğu görülmektedir. Bu durum, saç yolmanın duygusal sıkıntıyı gidermekten ziyade, kişinin uyarılma seviyesini düzenlemek amacıyla yapıldığı şeklinde alternatif bir açıklamaya işaret etmektedir. Çalışmada dikkate alınması gereken bazı sınırlamalar bulunmaktadır. Özellikle değerlendirmelerin dört saate kadar aralıklarla yapılması, hızlı duygusal değişimleri yakalamayı zorlaştırabilir. Ayrıca, çevresel ve sosyal bağlamın dikkate alınmaması da sonuçları etkileyebilir. Bulgular, gönüllülerden oluşan bir grupta elde edildiği için motivasyonu düşük veya konuya aşina olmayan bireylerin temsil edilmediği unutulmamalıdır. Gelecekteki çalışmalar, daha kısa zaman aralıklarıyla değerlendirme yaparak hızlı duygusal değişimleri yakalamayı amaçlamalıdır. Ayrıca, kişinin fiziksel çevresi ve aktiviteleri hakkında veri toplanması, bozukluğun altında yatan mekanizmaları anlamaya yardımcı olabilir. Bu tür araştırmalar, klinik terapileri yönlendirebilir ve hastaların sadece duygusal düzenlemeye odaklanmak yerine, çevresel tetikleyicileri yönetmelerine ve günlük uyarılma seviyelerini denemelerine yardımcı olabilir. Çalışma, “Saç Yolma: Duygusal Durumlar, Dürtüler ve Saç Yolma Atakları Arasındaki Etkileşim” başlığıyla Trichotillomania: The interplay between emotional states, urges and hair pulling episodes dergisinde yayınlanmıştır. Araştırma Christina Gallinat, Maximilian Wilhelm, Markus Moessner ve Stephanie Bauer tarafından yürütülmüştür.