
Üniversite öğrencileri, bilgiyi doğrulamadan yapay zeka araçlarından cevaplar kopyaladıklarında, bağımsız olarak öğrenme yeteneklerinde azalma yaşarlar. Bu düşüncesiz alışkanlıklar, öğrencilerin kendi yeteneklerine olan inançlarının zayıflamasına ve öğrenmeye yönelik motivasyonun azalmasına neden olur. Bu bulgular, Thoughtless Use of Generative Artificial Intelligence and College Students’ Self-Directed Learning: A Multi-Group SEM Analysis of Gender Differences adlı çalışmada yayınlanmıştır.
Yapay zeka programları, hızla makaleler yazabilir, bilgisayar kodları oluşturabilir ve karmaşık matematiksel denklemleri çözebilir. Bu araçlar, dünya çapındaki üniversite kampüslerinde yaygın olarak kullanılan akademik yardımcılar haline gelmiştir. Öğrenciler bu sistemleri açıklamalar aramak veya yeni fikirler üretmek için kullandıklarında, teknoloji onların akademik perspektiflerini genişletebilir ve çalışma verimliliklerini artırabilir.
Ancak, otomatik cevaplara aşırı güvenmek potansiyel akademik riskler taşır. Zhoukou Normal Üniversitesi’nden araştırmacılar Hui Zhao ve Huijuan Gu, öğrencilerin yapay zekayı düşüncesizce kullandığında neler olduğuna dair bir çalışma tasarladılar. Araştırmacılar, düşüncesiz kullanımı, kullanıcıların makine tarafından üretilen metinleri eleştirel olarak değerlendirmeden, doğrulamadan veya derinlemesine anlamadan körü körüne kabul ettiği bir örüntü olarak tanımlamaktadır.
Araştırmacılar, bu özel alışkanlığın kendi kendine yönlendirilmiş öğrenmeyi nasıl etkilediğini anlamak istemişlerdir. Kendi kendine yönlendirilmiş öğrenme, yükseköğretimde temel bir eğitim becerisidir. Bu, bir öğrencinin hedefler belirleme, çalışma stratejileri uygulama ve kendi akademik ilerlemesini izleme kapasitesini ifade eder. Yüksek düzeyde kendi kendine yönlendirilmiş öğrenme becerilerine sahip öğrenciler, zamanlarını etkili bir şekilde yönetebilir ve neyi anladıkları ve anlamadıkları konusunda aktif olarak değerlendirme yapabilirler.
Teknoloji alışkanlıkları ile çalışma becerileri arasındaki ilişkiyi anlamak için, araştırmacılar iki psikolojik faktörü incelediler. İlk olarak, kişinin başarılı bir şekilde görevleri tamamlayabileceğine ve zorlukların üstesinden gelebileceğine dair içsel inancını ifade eden öz yeterliliği değerlendirdiler. İkinci olarak, öğrencinin derslerine başlamasına ve devam etmesine neden olan psikolojik motivasyonu incelediler. Araştırmacılar, bir öğrencinin çevresi, kişisel inançları ve günlük davranışlarının sürekli ve karşılıklı bir döngü içinde birbirini etkilediği fikrine dayanarak araştırmalarına başladılar.
Zhao ve Gu, Çin’deki Henan Eyaleti’ndeki dört üniversiteden 487 lisans öğrencisini çevrimiçi bir anket doldurmaya davet ettiler. Katılımcılar, beş puanlık bir ölçek üzerinde çalışma alışkanlıkları hakkında bir dizi soruya cevap verdiler. Katılımcılar, tıp, mühendislik, sosyal bilimler ve fen bilimleri gibi çeşitli akademik disiplinlerden gelen öğrencilerdi.
Anket, yapılandırılmış psikolojik ölçekler kullanılarak dört farklı kategori değerlendirildi. İlk olarak, öğrencilerin yapay zekayı ne sıklıkla düşüncesizce kullandıkları ölçüldü. Katılımcılar, “Öğrenme görevlerini veya problem ifadelerini açıklama veya fikir elde etmek için üretici yapay zeka’ya kopyalıyorum” ve “Üretken yapay zekanın öğrenme ve problem çözmede benden daha yetenekli olduğuna inanıyorum” gibi ifadelere ne kadar katıldıklarını belirtmeleri istendi.
İkinci olarak, öğrencilerin akademik öz yeterlilikleri ölçüldü. Bu bölüm, katılımcılardan karmaşık materyalleri başarma konusundaki güvenlerine ilişkin sorular soruldu, örneğin “Karmaşık öğrenme içeriğini bağımsız olarak öğrenebileceğime inanıyorum.”
Üçüncü olarak, öğrencilerin genel öğrenme motivasyonları ölçüldü. Bu, merak, yeni beceriler edinme arzusu ve akademik engelleri aşmaktan kaynaklanan memnuniyet gibi konuları içeriyordu. Son olarak, anket, öğrencilerin materyalleri ne sıklıkla kendi başlarına kontrol ettiklerini veya zihin haritaları gibi bilgi çerçeveleri oluşturup oluşturmadıklarını sorarak, kendi kendine yönlendirilmiş öğrenme kapasitelerini değerlendirdi.
Araştırmacılar, anket yanıtlarını analiz etmek için yapısal denklem modelleme adı verilen bir istatistiksel teknik kullandılar. Bu analitik yöntem, bilim insanlarının aynı anda birden fazla değişken arasındaki karmaşık ilişkileri gözlemlemelerine olanak tanır, böylece yalnızca iki değişkeni izole olarak incelemek yerine daha geniş bir resim elde edilebilir.
Analiz, düşüncesiz yapay zeka kullanımının kendi kendine yönlendirilmiş öğrenme düzeylerinde önemli bir düşüşle ilişkili olduğunu ortaya koydu. Otomatik cevaplara aşırı güvenen öğrencilerin, zaman yönetimi becerilerinde daha düşük seviyelerde oldukları ve derslerindeki bilişsel katılımın azaldığı bildirildi.
Araştırmacılar, bu düşüşü açıklayan belirli bir psikolojik yol izledi. Araştırmacılar, teknolojinin aşırı kullanımının öğrencilere karmaşık sorunlarla başa çıkma fırsatını ortadan kaldırdığını öne sürdüler. Öğrenciler, kendi çabalarıyla akademik zorlukların üstesinden gelme deneyimini kaçırdıklarında, öz yeterlilik düzeylerinde düşüşler bildirdiler.
Bu düşük öz güven düzeyi, motivasyonun azalmasıyla ilişkilendirildi. Bireylerin başarılı olamayacaklarına inandıklarında, çaba harcamaya istekli olma olasılıkları doğal olarak azalır. Daha az motivasyon ve daha düşük öz güven ile öğrenciler, kendi eğitimsel ilerlemelerini yönetmek yerine, dış araçlara bağımlı hale geldiler.
Araştırmacılar ayrıca, bu örüntülerin erkekler ve kadınlar arasında farklılaşıp farklılaşmadığını görmek için çok grup analizi gerçekleştirdiler. Bu istatistiksel test, yazarlara iki demografik grup arasındaki psikolojik ilişkilerin gücünü karşılaştırma olanağı sağladı.
Analiz, düşüncesiz teknoloji kullanımının psikolojik iyi oluş ile olan ilişkisinde cinsiyet farklılıklarını ortaya çıkardı. Erkek öğrenciler için, düşüncesiz kullanımın öğrenme motivasyonuyla daha güçlü bir negatif ilişki gösterdiği bulundu. Araştırmacılar, erkek öğrencilerin genellikle teknolojiyi öncelikle verimlilik aracı olarak gördüklerini ve otomatik cevapların içsel motivasyonları hızla değiştirdiğini öne sürdüler.
Kadın öğrenciler için, düşüncesiz kullanımın öz yeterlilik ve kendi kendine yönlendirilmiş öğrenmede daha belirgin düşüşlere neden . Araştırmacılar, kadın öğrencilerin geleneksel derslerinde genellikle daha yansıtıcı ve değerlendirici çalışma stratejileri benimsediğini ve bu süreçleri otomatik cevaplarla atladıklarında, akademik öz güvenlerini geliştiren deneyimleri kaçırdıklarını belirtti.
Çalışma, tüm bilgilerin aynı anda toplandığı kesitsel verilere dayanmaktadır. Araştırmacılar öğrencileri uzun bir süre boyunca takip etmedikleri için, istatistiksel sonuçlar davranışlar ve inançlar arasındaki ilişkileri vurgulamaktadır, ancak nedensellikyi kesin olarak kanıtlayamaz. Öğrencilerin zaten düşük öz yeterliliğe sahip olma olasılığının daha yüksek olduğu ve bu nedenle yapay zekayı düşüncesizce kullanma olasılıklarının daha yüksek olduğu mümkündür.
Örneklemin demografik yapısı da bazı sınırlamalar sunmaktadır. Katılımcılar yalnızca Çin’deki bir eyaletteki üniversitelerden alınmış ve katılımcıların yaklaşık %80’i kadındı. Farklı bölgelerdeki daha dengeli bir demografik dağılıma sahip gelecekteki anketler, bu örüntülerin diğer öğrenci popülasyonları için de geçerli olup olmadığını doğrulamaya yardımcı olabilir.
Ek olarak, anket motivasyonu tek birleşik kavram olarak ölçmüştür. Gelecek araştırmalar, doğal merak gibi içsel motivasyon ile iyi notlar alma arzusu gibi dışsal motivasyon arasındaki ayrımı yapabilir. Bu kavramları ayırmak, otomatik araçların öğrencinin içsel dürtüsünü nasıl etkilediğine dair daha ayrıntılı bir resim sağlayacaktır. Gelecek çalışmalar, öğrencilerin farklı türdeki akademik zorluklarla karşılaştıkça davranışlarının ve öz güvenlerinin nasıl geliştiğini görmek için bir bütün dönem boyunca öğrencileri takip edebilir.