Zorlu Ebeveynlik, Ergenlerde Depresyon ve Agresif Davranışları Tekrarlayan Düşünce Kalıpları Aracılığıyla Öngörür

Bağırma ve fiziksel cezalandırma gibi sert disiplin yöntemleri, ergenlerde zamanla depresyon ve agresif davranışların olasılığını artırıyor. Dergide yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, bu olumsuz sonuçlar, ergenlerin öfkeli veya üzgün düşüncelerin tekrarlayan döngülerine sıkışması nedeniyle ortaya çıkıyor. Bu araştırma, ebeveynlerin davranışları kontrol etme çabalarının, çocuğun psikolojik gelişimini nasıl olumsuz etkileyebileceğini gösteriyor.

Çin’de ve dünya genelinde birçok ebeveyn, çocuklarının davranışlarını yönetmek için psikolojik baskı veya bedeni cezalandırma yöntemlerini kullanıyor. Geleneksel Çin kültüründe, bu yöntemler genellikle aile etiği ve sorumluluk kavramları üzerinden değerlendiriliyor. “Sevgi göstermek için vurmak” ve “bakım göstermek için bağırmak” gibi öğretiler, sıkı disiplini ebeveyn sorumluluğunun bir biçimi olarak görüyor. Shaanxi Normal Üniversitesi’nden Yanli Hou ve Caina Li adlı araştırmacılar, bu kültürel kabulün sert ebeveynliğin olumsuz etkilerini hafifletip hafifletmediğini veya gençlerin gelişimini hala olumsuz etkileyip etkilemediğini araştırmak istemişlerdir.

Önceki araştırmalar genellikle bu ebeveynlik yöntemlerini yalnızca Batı ülkelerinde ve tek seferlik anketlerle incelemiştir. Araştırma ekibi, aile dinamiklerinin ruh sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerini gözlemlemek için bir longitudinal çalışma tasarlamıştır. Özellikle, stresli durumlara çözüm bulmak yerine üzücü duygulara odaklanma eğilimi olan “düşünceye dalma” olarak bilinen bir zihinsel alışkanlığa odaklanmışlardır. Araştırmacılar, evde sert cezalandırmaya maruz kalan ergenlerin, stresi işlemenin bir yolu olarak düşünceye dalma alışkanlıkları geliştirebileceğini tahmin etmişlerdir.

Düşünceye dalma genellikle iki farklı şekilde ortaya çıkar ve farklı psikolojik işlevlere hizmet eder. Üzüntü odaklı düşünceye dalma, kişinin kayıp, çaresizlik veya değersizlik duygularına odaklanmasıdır. Psikoloji teorilerine göre, üzüntü genellikle kişiyi durumdan uzaklaşmaya ve geri çekilmeye yönlendirir. Öfke odaklı düşünceye dalma ise, kişinin algılanan adaletsizliklere ve misilleme arzusuna odaklanmasıdır. Öfke genellikle kişiyi engellerle başa çıkmak ve harekete geçmek için motive eder.

Hou, Li ve meslektaşları, üç yıl boyunca 878 ortaokul öğrencisini Çin’de takip etmişlerdir. Yaklaşık on iki yaşındaki öğrenciler, ilk yıl ebeveynlerinden ne sıklıkla sert disiplin gördüklerine dair anketler doldurmuşlardır. Bu davranışlar arasında psikolojik saldırganlık, hafif fiziksel cezalandırma ve fiziksel şiddet yer almaktadır. Bir yıl sonra, öğrenciler sık sık üzüntü ve öfke odaklı düşüncelere girdiklerini ölçen bir anket daha doldurmuşlardır.

Üçüncü yıl, araştırmacılar öğrencilerin depresyon belirtilerini ve reaktif ile proaktif saldırganlık düzeylerini ölçmüştür. Reaktif saldırganlık, algılanan bir tehdide veya hayal kırıklığına yanıt olarak ortaya çıkan davranışları ifade ederken, proaktif saldırganlık, hakimiyet sağlamak veya başkalarına zarar vermek amacıyla planlanan, amaç odaklı davranışlardır. Bu ölçümlerin üç yıl boyunca takip edilmesi, duygusal ve davranışsal değişikliklerin sırasını anlamayı mümkün kılmıştır.

Araştırmacılar öncelikle, duygusal yolların ayrıldığı bir model test etmişlerdir; burada üzüntü ve öfkenin her birinin belirli davranışsal sonuçları tahmin edip etmediği incelenmiştir. Bu analizde, sert ebeveynliğin ilk yılda, ikinci yıl üzüntü ve öfke odaklı düşüncelerin daha yüksek düzeylerini öngördüğü bulunmuştur. Daha sonra yollar ayrılmıştır; burada üzüntü odaklı düşüncenin üçüncü yılda depresyon belirtilerini ve öfke odaklı düşüncenin hem reaktif hem de proaktif saldırganlığı öngördüğü görülmüştür.

Erkekler ve kızlar için ayrı analiz yapıldığında, araştırmacılar sosyal beklentilerdeki farklılıkların belirlediği farklı kalıplar tespit etmişlerdir. Birçok kültürde erkeklerin güçlü ve esnek olmaları beklenir; bu durum onların stresi öfke ve saldırganlık yoluyla işlemesine neden olabilir. Kızlar genellikle duygusal olarak hassas ve ilişki odaklı olmaları beklendiğinden, stresin içselleştirilmesine daha yatkın olabilirler. İlk modelde, üzüntünün depresyona yol açması erkekler için önemli bir yolkenken, öfkenin saldırganlığa yol açması kızlar için belirgin bir yolken olarak tespit edilmiştir.

Daha sonra araştırmacılar, gerçek hayattaki duyguların nasıl örtüştüğünü anlamak için birleşik bir model test etmişlerdir. Gerçek hayatta duygular genellikle izole değildir ve insanlar aynı anda hem üzüntü hem de öfke yaşayabilirler. Hem düşünceye dalma türlerinin hem de sonuçların aynı anda analiz edildiğinde, üzüntü odaklı düşüncenin daha geniş bir risk faktörü olduğu görülmüştür. Bu birleşik analizde, üzüntü odaklı düşüncenin hem depresyon hem de saldırgan davranışlar için bir öngörteç olduğu bulunmuştur.

Öfke odaklı düşünme ile saldırganlık arasındaki ilişkinin, araştırmacılar düşünce türleri arasındaki örtüşmeyi hesaba kattıklarında ortadan kalktığı görülmüştür. Bu örtüşme, üzüntünün kişinin bilişsel kaynaklarını tüketebileceğini göstermektedir. Uzun süreli üzüntü yaşayan bir ergen, dürtülerini kontrol etmede daha fazla zorluk çekebilir ve bu da saldırgan davranışlara yol açabilir. Özellikle kızlar için, sert ebeveynlikten kaynaklanan uzun süreli üzüntünün, hayal kırıklığıyla birleşerek reaktif ve proaktif saldırganlık riskini artırdığı görülmüştür.

Bu çalışma, öğrencilerin ebeveynlerinin davranışlarını ve kendi duygularını ne kadar doğru hatırladıklarına bağlı olan öz bildirim anketlerine dayanmaktadır. Tüm öğrenciler özel okullara gitmektedir; bu nedenle sonuçlar kırsal bölgelerde veya farklı kültürel bağlamlarda farklı olabilir. Araştırmacılar öğrencilerin ilk yıldaki düşünceye dalma düzeylerini ölçmediği için, çalışmada sert ebeveynliğin tekrarlayan düşünme alışkanlıklarına neden olup olmadığını kesin olarak belirlemek mümkün değildir.

Gelecekteki araştırmalar, düşünce kalıplarını daha sık takip etmek için günlük tutma uygulamaları gibi yöntemler kullanabilir; bu da öfkeli ve üzgün düşüncelerin nasıl geliştiğini daha kısa zaman dilimlerinde gözlemlemeyi mümkün kılacaktır. Araştırmacılar aynı zamanda öğretmenlerden veya ebeveynlerden de gözlemler alarak öğrencilerin davranışlarına ilişkin daha kapsamlı bir resim elde edebilirler. Bu sınırlamalara rağmen, bulgular ebeveynlerin alternatif disiplin yöntemlerini değerlendirmeleri gerektiğini göstermektedir; çünkü sert cezalandırma uzun vadeli duygusal sıkıntılara ve davranış sorunlarına yol açabilir.

Çalışma, “When love harms: Longitudinal effects of harsh parenting on adolescents’ depressive symptoms and reactive – proactive aggression”, Yanli Hou, Shengcheng Song, Ruonan Guo ve Caina Li tarafından yazılmıştır.

Kaynak: PsyPost ↗