
2024 yılında dünya genelinde yaklaşık 694.000 kadın meme kanserinden hayatını kaybetti.
Meme kanseri tedavi yöntemlerinin yanı sıra, bazı sağlıklı yaşam tarzı seçimlerinin de meme kanseri ölüm riskini azaltabileceği gösterilmiştir.
Önceki araştırmalar, belirli besinlerin de meme kanseri ölüm riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ortaya koymuştur.
Şimdi ise yeni bir çalışma, antioksidan özelliklere sahip doğal bir bitkisel bileşiğin, meme kanseri ölüm ve nüks riskini azaltmada etkili olabileceğini gösteriyor.
2024 yılında dünya genelinde yaklaşık 694.000 kadın meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Meme kanseri, dünya çapında kadınlarda en yaygın kanser türüdür ve Amerika Birleşik Devletleri’nde kadınlarda kanserden ölümün ikinci öncül nedenidir.
Meme kanseri hayatta kalma oranları, kadının hangi tipte meme kanserine sahip olduğuna, hastalığın evresine ve metastaz yapıp yapmadığına bağlı olarak değişmektedir.
Önceki çalışmalar, reçete edilen tedavi planına uymanın yanı sıra, kadınların sağlıklı seçimler yaparak yaşam sürelerini uzatabileceğini göstermiştir.
Bu bağlamda, önceki araştırmalar belirli besinlerin meme kanseri ölüm riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ortaya koymuştur. Bu besinler arasında B vitaminleri, D vitamini, omega-3 yağ asitleri ve C vitamini bulunmaktadır.
Şimdi ise, British Journal of Nutrition’da yayınlanan yeni bir çalışma, antioksidan özelliklere sahip doğal bir bitkisel bileşik olan polifenollerin, meme kanseri ölüm ve nüks riskini azaltmada etkili olabileceğini gösteriyor.
Bu çalışmada, araştırmacılar ortalama 11,5 yıl boyunca takip ettikleri 95 meme kanserli kadının beslenme alışkanlıklarını değerlendirdiler. Çalışmanın sonunda, daha yüksek miktarda toplam polifenol ve iki tür polifenol olan fenolik asitler ve lignanlar tüketen kadınların, meme kanseri kaynaklı ölüm riskinin daha düşük olduğu tespit edildi.
Çalışmada ayrıca, fenolik asit tüketiminin meme kanseri nüksü ile ilişkili olduğu, toplam polifenol alımının ise meme kanseri ölümü dikkate alındığında daha uzun yaşam süresiyle ilişkili olduğu bulundu.
Araştırmacılar, çalışmaya katılanların beslenmesinde kahvenin önemli bir rol oynadığını belirttiler.
Monique Richard, MS, RDN, LDN, bu çalışmanın sonuçlarının umut verici olduğunu ve biyolojik olarak mantıklı olduğunu ancak kesin sonuçlar için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Ayrıca, polifenollerin oksidatif stres, kronik inflamasyon, insülin hassasiyeti, bağışıklık sinyalizasyonu, anjiyogenez ve hücresel iletişim gibi çeşitli biyolojik yollar üzerinde etkili olduğunu vurguladı.
Meridan Zerner ise, polifenollerin bağırsak bakterileri üzerindeki etkilerini ve lignanların östrojene bağlı büyümeyi azaltabileceğini belirtti. Ayrıca, bu sonuçların hormon mekanizmalarının da rol oynayabileceğine işaret etti.
Tracy Crane, PhD, RDN, co-lead of the Cancer Control Program ve director of lifestyle medicine, prevention and digital health at the Sylvester Comprehensive Cancer Center’da çalışmaktadır. Crane, bu çalışmanın umut verici olduğunu ancak kesin sonuçlar için daha büyük ve çeşitli popülasyonlarda tekrarlanması gerektiğini belirtti. Ayrıca, araştırmaların tedaviye uyum, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite, komorbiditeler ve sosyoekonomik faktörler gibi çeşitli değişkenleri dikkate almasını önerdi.
Crane, okuyuculara polifenol tüketimini artırmak için şu önerilerde bulundu:
Çeşitli renklerdeki meyve ve sebzeleri tüketin. Yeşil yapraklı sebzelerin tüketimini artırın. Ceviz, fıstık ve bitter çikolata gibi sağlıklı atıştırmalıkları tercih edin. Yulaf ezmesi veya yoğurtlara keten tohumu ekleyin. Yeşil veya siyah çay tüketin. Zeytinyağını salata soslarında, marine etmede ve sebzeleri pişirirken kullanın. Baklagilleri düzenli olarak tüketmeye özen gösterin. Kimyon, karanfil, zencefil ve tarçın gibi baharatları kullanın.
Crane, polifenollerin tek başına değil, diğer besinlerle birlikte tüketildiğinde daha etkili olduğunu vurguladı. Ayrıca, her öğünün bir sonraki öğüne geçiş için fırsat sunduğunu belirtti.