Amerika Birleşik Devletleri’nde yetişkin nüfusun yaklaşık her yirmi kişisinden biri genelleşmiş anksiyete bozukluğu (GAD) ile yaşıyor. Belirtileri ağır olanlarda günlük hayatın kendisi bile çökebilir nitelikte bir yük haline geliyor; evden çıkmaktan kaçınılan, işi sürdürmek zorlaşan ve anlamlı sosyal bağlar kurmakta güçlanan insanlar arasında sayılıyorlar. Ne yazık ki geleneksel ilaçlar çoğu zaman yeterli rahatlama sağlamıyor.
Bu noktada San Francisco Üniversitesi (UCSF) nörobilimci Jennifer Mitchell, PhD, anksiyete, depresyon, travmatik stres bozukluğu, dürtüsellik, stres ve bağımlılık gibi durumların yeni tedavi yaklaşımlarına yön veriyor. Standart tedavilerin ulaşamadığı yerlerde işe yarayabilecek bir yöntem olduğuna inanıyor ve ilk sonuçlar umut verici görünüyor.
Bu olası kırılma noktası tedavi ne? Dikkatle geliştirilmiş, farmasötik biçimde üretilmiş bir LSD formülü.
Kaygının özü: günlük kaygıdan nasıl farklı?
Genelleşmiş anksiyete bozukluğu, gerçek olaylara veya durumlara oranla orantısız hissedilen, süreklilik gösteren bir kaygı biçimidir ve işlevselliği bozarak ilişkilerde, işte ve yaşam kalitesinde iz bırakır. Bu kişiler odaklanmakta, karar vermekte ya da bilgiyi hatırlamakta zorlanır; böylece hem işte hem evde sorumlulukları yönetmek güçleşir. Durum yorgunluk, sinirlilik ve ikincil depresyona yol açabilir. Birçok insan sosyal veya kampla ortamlarda hapsolmuş, utandığını ya da çaresiz hissetme korkusuyla evden çıkmayı ertelemektedir.
GAD’nin belirgin özelliği fiziksel belirtiler olarak kendini göstermesidir. Sürekli endişe, vücudun savaş-kaç tepkisini aktive eder ve kas gerginliği ile hızlı nefes alma gibi etkileri ortaya koyan stres hormonlarını tetikler. Baş ağrısı, uyku bozukluğu, kulaklarda uğultu ve kalp-damar, solunum ile sindirim sistemi sorunları da sık görülen belirtiler arasındadır.

Klasik ilaçlar neden yeterli değil?
Durum genellikle serotonin adı verilen nörotransmitteri artırıp dengelleyen Zoloft ve Paxil gibi ilaçlarla tedavi ediliyor. Bu ilaçların kaygı ölçeğindeki 56 puan üzerinden ortalamada 1,25 puanlık bir azalma sağladığı görülüyor; en az bazı hastalar için bu anlamlı bir fark yaratmak kadar yeterli değil.
Neden LSD?
LSD ve diğer psikedelikler, kontrollü bir terapötik ortamda kullanıldıklarında duygu ve zihniyati değiştirmede büyük potansiyel taşıyorlar. Bu, travmatik stres bozukluğunu tedavi etmek amacıyla Ecstasy üzerinde yürütülen önceki denemede de gözlemlendi.
Farmasötik formülasyon MM120 olarak adlandırılıyor. Temel mekanizması beynin nöroplastisitesini teşvik etmek ve olumsuz düşünce biçimlerini değiştirmek; ayrıca GAD’nin altında yatan katı düşünme örüntüsüne ışık tutabilecek beyin bölgeleri arasındaki iletişimi artırmak.
Etkililik: JAMA’da yayımlanan ilk aşama
Daha önceki bir aşamada, JAMA dergisinde yayımlanan çalışmada MM120’nin tek doz etkisi, orta-ileri düzeyde genelleşmiş anksiyete bozukluğu taşıyan yaklaşık 200 katılımcıda 12 haftalık bir sürede değerlendirildi. İlaç belirtileri anlamlı biçimde hafifletti; yer tutan (plasebo) etkiye ek olarak kaygı ölçeğinde beş-altı puanlık bir azalma sağladı. Bu, orta düzeyde GAD’nin bazı vakalarda hafif düzeyde yeniden sınıflandırılmasına yetecek kadar belirgin bir sonuç.
Yan etkiler ve katılımcı bulma zorlukları
Katılımcılar ilaç verildikten sonraki dönemde tıp ekibi tarafından dikkatle izlendi. Yan etkiler genellikle hafif ya da orta düzeydeydi ve bunlar halüsinasyon, görme bozulmaları, kusma ve baş ağrısı şeklinde ortaya çıktı. Önemli olan şudur: Bu yan etkiler en yüksek dozda daha sık görülüyordu; ancak o dozun ek bir fayda sağlamadığı tespit edildiği için artık kullanılmayacak.
Kusma psikedeliklerle yaygın bir yan etkidir, fakat katılımcılara hafif bir kahvaltı verilmesi ve proaktif biçimde kusmayı önleyen bir ilaç uygulanmasıyla bu durum azaltıldı. Araştırmanın orta-ileri düzeyde GAD taşıyan, evden çıkmaktan kaçınan ve engellenmiş belirtileri olan kişiler arasında yürütülmesi hedefleniyor. İronik olan şu ki en uygun adaylar tam da gelmekten en az eğilimli olanlardır.
Katılımcılar çok deneyimli klinikçiler tarafından ekranlanır; bu uzmanlar beden dilini okur ve dikkatle güven ilişkisi kurar. Araştırmacılar, bu yaklaşımın güven oluşturmasını sağlayacağını ve katılımcıların kendilerini açıklayıcı ve yansıtıcı biçimde ifade edebilmesini kolaylaştıracaklarını umuyor.

KLİNİK OKUR YORUMLARI (1)