
Augustus ayında ağrı yönetimi alanındaki gelişmeler: hasta bakımını şekillendiren 7 gelişme
Suzetrigine’in postoperatif ağrı verileri artıyor, ancak buprenorfin erişimindeki eksiklikler devam ediyor; nalokson yaması ve orak hücreli hastalıklarda ağrı tedavisi, opioid dışı bakımın geleceğini şekillendiriyor.
2026 Ağustos ayında, akut ağrı tedavisinde, opioid kullanım bozukluğu (OUD), aşırı doz önleme ve orak hücre hastalığına bağlı ağrıda önemli gelişmeler yaşandı. Vertex Pharmaceuticals tarafından geliştirilen suzetrigine’in multimodal cerrahi bakımda nasıl bir yer edinebileceği konusunda veriler toplanmaya devam ederken, reçete verileri ödeme kapsamının ve sağlık sistemlerinin kullanımının arttığını gösterdi.
Diğer bulgular, tedavi sürecindeki zayıflıkları ortaya koydu. Buprenorfin reçetesi alan hastalardan bazıları ilk dozlarını alamadı ve gebelik sırasında ve sonrasında tedaviye devam etme konusunda ırksal eşitsizlikler devam etti. Ayrıca, daha önce umut vadeden intravenöz argininin orak hücreli akut ağrı ataklarında etkili olmadığına dair bir klinik çalışma da sonuçlandı.
Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, ağrı yönetimini iyileştirmenin sadece yeni tedaviler sunmaktan daha fazlasını gerektirdiği anlaşılıyor. Eczacılar, uygun tedavileri seçme, erişim engellerini belirleme, güvenliği izleme ve opioid kullanımının azaltılması çabalarının yetersiz tedaviye yol açmaması için kritik bir rol oynamaya devam ediyor.
Suzetrigine, onaylandıktan sonra daha geniş klinik uygulamalara giren ilk ilaç olarak öne çıkıyor. Vertex, ilacın 2025 Şubat ayında piyasaya sürüldüğünden beri yaklaşık 1 milyon reçete yazıldığını duyurdu. Ticari sigortası olan hastaların yaklaşık %90’ı tedaviye erişebildi ve Medicaid kapsamı da yararlanıcıların yaklaşık %75’i için genişletildi.¹
Bu durumun önemi, suzetrigine’in periferik NaV1.8 sodyum kanalını seçici olarak inhibe eden yeni bir ilaç sınıfına dahil olmasıdır. Opioid reseptörlerini doğrudan aktive etmediği için opioidlerle ilişkili yan etkilerden kaçınır.¹
Ancak tedaviye erişim, ödeme kapsamı anlamına gelmez. Eczacılar, formülasyon kısıtlamalarını yönetmeli, taburcu koordinasyonunu sağlamalı, CYP3A aracılı etkileşimleri değerlendirmeli, uygulama gereksinimlerini yerine getirmeli ve hastaların ilaç maliyetini karşılayabilmesini sağlamalıdır. Hastaneler de, artan kullanımın ağrı kontrolünü iyileştip opioid kullanımını azaltıp azaltmadığını veya sadece daha fazla ilacın kullanıldığını gösterip göstermediğini değerlendirmelidir.
Bir faz 4 çalışmasında, laparoskopik veya artroskopik işlemler geçiren 47 yetişkinin multimodal tedavi rejimine suzetrigine eklenmesinin etkileri incelendi. Hastalar, 100 mg yükleme dozuyla başlayıp ardından her 12 saatte bir 50 mg dozda ilaç alırken, ağrı kontrolü için asetaminofen ve ibuprofen de kullanıldı ve gerektiğinde opioidler verildi.¹
Çalışmaya katılanların %76,1’i herhangi bir opioid kullanmadan iyileşti. Opioidlere ihtiyaç duyanlar ortalama 2,2 adet tablet kullandı ve hastaların yaklaşık %90,9’u ağrı kontrolünden memnun kaldı.¹
Bu bulgular, suzetrigine’in cerrahi yolların bir parçası olarak kullanılabilirken, gerektiğinde opioid kullanımına da olanak sağladığını gösteriyor. Ancak bu çalışma, sadece suzetrigine’nin kullanıldığı bir rejim yerine, genel multimodal bakım ile karşılaştırma yapılmasını engelliyor. Bu nedenle eczacılar, sonuçları her cerrahi hastanın opioidlerden tamamen kaçınabileceğine dair bir kanıt olarak yorumlamamalıdır.
Başka bir faz 4 çalışmasında, estetik veya yeniden yapılandırma ameliyatı geçiren 99 yetişkinin multimodal tedavi rejimine suzetrigine eklenmesinin etkileri incelendi.¹
Katılımcıların yaklaşık %90,9’u postoperatif dönemde opioide ihtiyaç duymadı ve hastaların yaklaşık %90,7’si ağrı kontrolünden memnun kaldı. Opioidlere ihtiyaç duyan 9 hastanın ortalama 2,4 adet tablet kullandığı belirtildi. Hastaların çoğu asetaminofen, ibuprofen veya her ikisini birden kullandı.¹
Bu bulgular, belirli ameliyat türleri için opioid kullanımını azaltan tedavi yaklaşımlarının mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak bu çalışmalarda da bir kontrol grubu bulunmadığı için sonuçların sadece suzetrigine’nin etkilerine mi bağlı olduğu belirlenemedi.
İlacın uygulanması, ilaç etkileşimlerini değerlendirme ve uygun reçete seçimi gibi konulara dikkat gerektirir. Aynı zamanda güçlü CYP3A inhibitörleriyle kullanımının kontrendike olduğu, orta dereceli inhibitörlerle dozajın ayarlanması gerektiği ve güçlü veya orta dereceli CYP3A indükörlerinin kaçınılması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca hastaların ilaç kullanımı sırasında greyfurt içeren yiyeceklerden ve içeceklerden kaçınmaları gerektiği vurgulanmıştır.
JAMA Network Open’da yayınlanan bir çalışma, buprenorfin reçetesi yazılması ile ilacın ilk kullanımının arasındaki farkın arttığını gösterdi. 2020 yılında buprenorfin reçetesi alan hastaların %19’u ilacı kullanmadıysa, bu oran 2024 yılında %37’ye yükseldi. İlk dozu almayan hastaların oranı genel olarak %25,8 oldu.¹
İlk dozunu almayan hastalardan bazıları daha gençti, ticari sigorta sahipti ve daha yüksek ilaç ödeme limitleri vardı. Ayrıca Hispanik hastaların oranı ilk dozu alanlara göre daha düşüktü.¹
Bu çalışma, ilacın neden kullanılmadığına dair kesin bir açıklama sunmuyor. Kullanılmama nedeni olarak reçetenin reddedilmesi, eczanenin ilacı bulundurmaması veya hastanın ilaca ulaşmakta zorlanması gibi durumlar olabilir. Ancak bu çalışma, sadece reçete yazmanın yeterli olmadığı ve tedaviye erişimin de sağlanması gerektiği gerçeğini ortaya koyuyor.
Eczacılar, ilaçların stoklarını kontrol etmeli, reddedilen reçetelerin nedenlerini araştırmalı, hastaların kullanabileceği eczaneleri bulmasına yardımcı olmalı ve doktorlarla iletişim kurarak sorunları çözmelidir. Hastaneler de, yazılan ancak kullanılmayan buprenorfin reçetelerini takip ederek tedavi başarısını ölçebilirler.
8572 hamile kadının dahil edildiği bir Medicaid çalışması, ırksal eşitsizliklerin buprenorfin tedavisine devam etme oranlarını etkilediğini gösterdi. Siyah tenli kadınların %45’i beyaz kadınlara göre (%27) daha düşük oranda tedaviye devam etti.¹
Metadon kullanan hastalarda bu fark daha azdı. Siyah ve beyaz hastalar arasında gebelik sırasında tedaviye devam etme oranları benzerdi, ancak doğum sonrası ilk yıl siyah tenli kadınların oranı (%22) daha düşüktü.¹
Bu çalışmanın nedenlerini açıklamak mümkün değil. Ancak olası nedenler arasında eczanelerin erişilebilirliği, sigorta sorunları, ulaşım zorlukları, damgalama ve yetersiz tıbbi destek yer alabilir.
Eczacılar, ilaçların düzenli kullanımını sağlamak için hastaların takibini yapmalı, olası sorunları önceden tespit etmeli, nalokson sağlayarak aşırı doz riskini azaltmalı ve doğum sonrası dönemde tıbbi destek sağlamalıdır.
Ağustos ayındaki gelişmeler, ağrı yönetimindeki iki önemli değişimi gösteriyor: yeni ilaçlar cerrahi uygulamalara girerken, tedaviye erişimdeki engeller hala devam ediyor. Eczacılar, hem yeni ilaçların kullanımını değerlendirme hem de tedaviye erişimi sağlama konusunda kritik bir rol oynamaya devam ediyor.
Eczacılar, ilaç güncellemeleri, tedavi kılavuzları ve eczacılık uygulamalarındaki gelişmeler hakkında düzenli olarak bilgilendirilmelidir.