
Çin’de yapılan geniş kapsamlı bir araştırmaya göre, depresif belirtiler yaşamak, insanların sosyal çevrelerinden uzaklaşmalarına neden olarak zihinsel keskinliğin azalmasına yol açabilir. Bulgular, depresyonu tedavi etmeye yönelik halk sağlığı programlarının aynı zamanda insanları sosyal açıdan aktif tutarak hafıza ve düşünme becerilerini korumaya da yardımcı olabileceğini göstermektedir. Araştırma, Journal of Affective Disorders dergisinde yayınlanmıştır.
Demans ve bilişsel gerileme, dünya çapındaki yaşlanan nüfuslar için önemli sağlık sorunlarıdır. Araştırmalar sıklıkla, hafıza ve düşünme becerilerinde azalma yaşayan yaşlıların aynı zamanda depresyon yaşadığını göstermiştir. Bu iki durum arasındaki kesin ilişkiyi belirlemek zordu. Bazı çalışmalar depresyonun bilişsel gerilemeyi hızlandırdığını öne sürerken, diğerleri bunun tersinin doğru olduğunu savunmaktadır.
Araştırmacılar, zihinsel sağlık ve zihinsel keskinlik arasındaki boşluğu doldurabilecek üçüncü bir faktörün, yani sosyal temas eksikliğinin olabileceğini düşünmektedir. Sun Yat-Sen Üniversitesi’nden hemşire araştırmacıları Jia Fang ve Meifen Zhang, bu olayların zaman içinde nasıl birbirini etkilediğini anlamak istemişlerdir. Depresyonun, kişinin enerjisini ve sosyalleşme motivasyonunu tüketen bir tür içsel stres faktörü olarak işlev gördüğünü teorileştirmişlerdir.
İnsanlar sosyal çevrelerinden uzaklaştıklarında, sosyal etkileşimlerin sağladığı zihinsel uyarımlardan mahrum kalırlar. Bu durum, araştırmacıların “bilişsel rezerv” olarak adlandırdığı kavramı aşındırabilir. Bilişsel rezerv, beynin alternatif yollar bularak işleri yapabilme yeteneğidir ve bu, hafıza kaybına karşı korunmaya yardımcı olur. Araştırmacılar, depresyonun tedavisinin sosyal teması önleyebileceğini ve sonuç olarak yaşlanan beyini koruyabileceğini varsaymışlardır.
Hipotezlerini test etmek için Fang, Zhang ve meslektaşları, 9220 yetişkinin yer aldığı büyük bir çalışmanın verilerini analiz etmişlerdir. Katılımcılar, Çin Sağlık ve Emeklilik Uzunlamasına Çalışması olarak bilinen, ülkenin yaşlı nüfusunun sağlığını takip eden ulusal bir projenin parçasıydı. Katılımcıların ortalama yaşı 58’di ve çoğunluğu kırsal bölgelerde yaşıyordu. Araştırmacılar, 2013, 2015 ve 2018 yıllarında toplanan verileri incelemiştir.
Ekip, standart bir on soruluk anket kullanarak depresif belirtileri değerlendirmiştir. Bu ankette katılımcılardan, son hafta kendilerini ne sıklıkla korkmuş, yalnız veya harekete geçememiş hissettiklerinin sorulmuştur. Sosyal izolasyonu ölçmek için araştırmacılar dört objektif faktöre bakmıştır. Katılımcıların bekar olup olmadığını, yalnız yaşayıp yaşamadığını, çocuklarıyla haftada bir kereden az görüştüğünü veya hiçbir sosyal aktiviteye katılmadığını saymışlardır.
Son olarak, araştırmacılar hafıza ve matematik becerileri yoluyla bilişsel fonksiyonu ölçmüştür. Katılımcılardan, kelimelerin listesini hemen ve kısa bir süre sonra hatırlamaları istenmiştir. Ayrıca, yüzlerden yedi çıkararak arka arkaya birçok kez sayma, mevcut tarih ve mevsimi söyleme ve kesişen şekillerin çizimini kopyalama gibi görevleri tamamlamışlardır.
Araştırmacılar, bu üç değişkenin beş yıllık süre boyunca birbirini nasıl etkilediğini görmek için bir istatistiksel teknik kullanmıştır. Matematiksel modellerini yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, kırsal veya kentsel bölgede ikamet ve fiziksel hareketlilik gibi faktörleri hesaba katacak şekilde ayarlamışlardır.
Analiz, belirli bir olay zincirini ortaya çıkarmıştır. 2013 yılında yüksek düzeyde depresif belirtilere sahip olmak, 2015 yılında artan sosyal izolasyona yol açmıştır. Bu artan sosyal izolasyonun ise 2018 yılında hafıza ve düşünme testlerinde daha düşük puanlara yol açtığı görülmüştür.
İstatistiksel modeller, sosyal izolasyonun depresyon ile bilişsel gerileme arasındaki ilişkiyi nasıl etkilediğini doğrulamıştır. Depresyonun, insanların sosyal çevrelerinden uzaklaşmasına neden olduğu görülmüştür. Araştırmacılar, depresif kişilerin olumsuz düşüncelere sahip olabileceğini ve bu nedenle arkadaşlarından ve ailelerinden aktif veya pasif olarak kaçınabileceğini belirtmiştir. Bu izolasyonun ise zihinsel keskinliğin kötüleşmesine katkıda bulunduğu görülmüştür.
Araştırmacılar, aynı zamanda ters senaryoyu da test etmişlerdir: hafızanın bozulmasının insanları depresyona sokup sosyal olarak izole edip etmediğini görmek istemişlerdir. Bu yöndeki sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı çıkmamıştır. Bilişsel puanlarda düşüş yaşamanın daha sonra sosyal izolasyona yol açtığı görülmüştür, ancak bu izolasyonun gelecekte depresif belirtilere yol açmadığı görülmüştür.
Araştırmacılar, bu bağlantının olmamasının nedenini açıklamak için yaşlanma üzerine psikolojik teorilere başvurmuştur. İnsanlar yaşlandıkça, sosyal çevrelerini seçici bir şekilde daraltmaya eğilimlidirler ve yakın duygusal bağları ön planda tutarak daha az önemli ilişkilerden uzaklaşırlar. Yaşlı yetişkinlerin hafıza sorunları nedeniyle daha izole hale gelseler bile, küçük ve samimi bir destek çevresiyle yeterince mutlu oldukları sürece depresyona girmeyebilirler.
Çalışma, insanları beş yıl boyunca takip etmesine rağmen, gözlemsel verilere dayanmaktadır. Bu, araştırmacıların depresyonun sosyal izolasyona neden olup olmadığını veya izolasyonun doğrudan bilişsel gerilemeye yol açıp açmadığını kesin olarak kanıtlayamadığı anlamına gelir. Kişinin yaşamındaki veya sağlığındaki ölçülmemiş diğer faktörler de bu sonuçları etkileyebilir.
Sosyal izolasyonun etkili olduğu görülen durum, nispeten küçüktür. İstatistiksel modeller, sosyal izolasyonun depresyonun bilişsel fonksiyon üzerindeki toplam etkisinin yaklaşık %3’ünü oluşturduğunu göstermiştir. Bu, depresyonun beyin sağlığı üzerinde sadece sosyal temayı azaltmakla sınırlı olmayan, çok sayıda farklı yoldan etki ettiğini düşündürmektedir.
Sosyal izolasyonun ölçülmesi de bazı sınırlamalara sahiptir. Araştırmacılar sadece katılımcıların sosyal yaşamıyla ilgili objektif bilgilere bakmışlardır, örneğin çocuklarıyla ne sıklıkla görüştükleri gibi. Katılımcıların yalnızlık hissi veya ilişkilerinin duygusal kalitesi hakkında bilgi toplanmamıştır. Bir kişi ailesiyle sık görüşebilir ancak yine de kendini yalnız hissedebilir veya yalnız yaşamasına rağmen tamamen mutlu olabilir.
Bireysel etkinin küçük olmasına rağmen, araştırmacılar sosyal katılımı hedefleyen müdahalelerin büyük yaşlı nüfuslarda önemli faydalar sağlayabileceğini belirtmiştir. Depresyonlu yaşlı yetişkinlerin topluluklarıyla yeniden bağlantı kurmalarına yardımcı olan halk sağlığı stratejileri, beyin sağlığını korumak için önemli bir parça olabilir. Gelecekteki çalışmalar, toplum grupları veya teknoloji dersleri gibi belirli programların hafıza kaybına karşı en iyi korumayı sağlayıp sağlamadığını araştırabilir.
Çalışma, “ Social isolation mediates association between depressive symptoms and cognitive function: Evidence from China health and retirement longitudinal study ,” Jia Fang, Wencan Cheng, Huiyuan Li, Chen Yang, Ni Zhang, Baoyi Zhang, Ye Zhang ve Meifen Zhang tarafından yazılmıştır.