İnsanların hayatları boyunca birden fazla psikiyatrik hastalık tanısı almasının ardındaki genetik nedenler, uluslararası bir bilim insanı ekibi tarafından ilk kez bu kadar kapsamlı biçimde açıklığa kavuşturuldu. Nature dergisinde 10 Aralık’ta yayımlanan araştırmada, psikiyatrik hastalıkların ortak genetik temellerine dair bugüne kadar yapılmış en detaylı inceleme ortaya kondu.
Araştırma, Psikiyatri Genomik Konsorsiyumu’nun Çapraz Hastalık Çalışma Grubu tarafından yürütüldü. Grubu Virginia Commonwealth Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Kenneth Kendler ve Harvard Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Jordan Smoller birlikte yönetti.
Bir Tanının Ardından Gelen İkinci Tanılar
Kişilerin çoğu için psikiyatrik bir hastalık tanısı, hayatları boyunca alacakları son tanı değil. Birçok kişi ilk görülen durumun ötesinde ikinci ya da hatta üçüncü bir koşul geliştirmeye devam ediyor; bu durum zihinsel hastalıkların nasıl sınıflandırıldığı ve tedavi edildiği konusunu zorlaştırıyor. Yaşam deneyimleri ve çevresel faktörlerin mental sağlık riskini açıkça şekillendirdiği biliniyor, ancak hastalıkların neden sık sık birbirine karıştığının belirlenmesinde genetiğin de önemli bir rolü olduğu tespit edildi.
Bu genetik etkileri daha iyi anlamak amacıyla ekibin 6 milyondan fazla kişiden elde ettiği veriyi inceledi. Yapılan çalışmalar, incelenen 14 psikiyatrik hastalığın genetik açıdan birbirinden izole olmadığını gösterdi. Aksine bu hastalıklar, önemli genetik benzerlikleri paylaşan beş geniş kategoriye ayrılıyor. Bu daha net resim, klinik hekimlerin karmaşık tanıya sahip hastalara bakımını daha etkili biçimde düzenlemesine zamanla yardımcı olabilecek.

Genetiğin Psikiyatrik Hastalıklara Ne Açıkladığı
“Psikiyatri, kesin laboratuvar testleri olmayan tek tıp dalı. Birinin depresyon olup olmadığını belirlemek için kan testi veremiyoruz; semptomlara ve belirtilere dayanmak zorundayız. Bu durum neredeyse her psikiyatrik hastalık için geçerli,” diyor Kendler, psikiyatri genetiğinde öncü çalışmalarla tanınan dünyaca ünlü bir araştırmacı. “Genetik, hastalıklar arasındaki ilişkileri anlamamızı sağlayan gelişmekte olan bir araç. Bu çalışmadan elde edilen bulgular, bugüne kadar yapılan en kapsamlı psikiyatrik genomik veri analizini yansıtıyor ve bir psikiyatrik hastalığı olan bireylerin neden çoğu zaman ikinci ya da üçüncü bir durumla da karşılaşmalarını anlamamıza ışık tutuyor.”
Çalışma, çocuklukta veya yetişkinlikte başlayan bir psikiyatrik hastalığı olan 1 milyondan fazla kişiden genetik materyali inceleyerek yürütüldü. Buna, herhangi bir tanı almamış 5 milyon bireyin verisi de eklendi. Belirli hastalıklara sahip kişilerde daha sık görülen genetik işaretleri belirleyerek, bilim insanları zihinsel hastalığa katkı sağlayan biyolojik faktörleri daha net biçimde tespit edebiliyor.

Ortak Genetik Varyantlar ve Kromozomlardaki Yoğun Bölgeler
Birkaç tamamlayıcı analiz yöntemiyle ekibin tüm 14 psikiyatrik hastalığın genetik yapısını araştırdığı öğrenildi. Bu yaklaşım, birden fazla koşul ile ilişkilendirilen 428 genetik varyantın ortaya çıkarılmasını sağladı. Analiz ayrıca kromozomlar üzerinde bu ortak genetik varyantların özellikle yoğunlaştığı 101 bölge olarak adlandırılan “yoğun alan” tespit etti.
İstatistiksel modelleme, araştırmacıların hastalıkları genetik benzerliğe göre gruplandırmasına olanak tanıdı. Belirlenen beş grup şu şekilde:
Zorunluluk bozuklukları; obsesif-kompulsif bozukluk, anoreksiya nervoza ve daha az ölçüde Tourette bozukluğu ile kaygı bozukluklarını kapsıyor.
Dışa dönük olmayan içe dönük bozukluklar; büyük depresyon, kaygı bozuklukları ve travma sonrası stres bozukluğunu içeriyor.
Nörogelişimsel bozukluklar; otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu ve daha az ölçüde Tourette bozukluğunu barındırıyor.
Schizofreni ve bipolar bozukluk.
Madde kullanımı bozuklukları; opioid kullanım bozukluğu, marihuana kullanım bozukluğu, alkol kullanım bozukluğu ve nikotin bağımlılığını kapsıyor.
Kaç Hastalığın En Çok Ortak Genetik Risk Paylaştığı
Bazı durumlarda genetik bağlantılar özellikle güçlü görüldü. Büyük depresyon, kaygı ve travma sonrası stres bozukluğu yaklaşık %90’ını oluşturan ortak genetik risk paylaşıyorlar. Schizofreni ile bipolar bozukluk da önemli bir örtüşme gösterdi; iki hastalık arasında paylaşılan genetik işaretler yaklaşık %66 seviyesinde belirlendi.
Araştırmacıların ayrıca, ortak genetik riske sahip hastalıkların sıklıkla benzer biyolojik örüntüleri izlediğini keşfetti. Bu benzerlikler, ortak genlerin insan gelişiminin hangi aşamasında aktif olduğunu ve hangi tür beyin hücrelerinin etkilendiğini içeriyor. Örneğin, merkezi sinir sisteminin önemli bir bileşeni olan oligodendrositlerde aktif genler, içe dönük bozukluklarla daha sık ilişkilendiriliyor. Buna karşılık, diğer nöronları uyarıcı etkide bulunan uyarıcı nöronlarda ifade edilen genler ise schizofreni ve bipolar bozuklukla daha güçlü biçimde bağdaştırılıyor.
Tanı ve Tedaviye Yansımaları
Araştırmacıların görüşüne göre bu bulgular, psikiyatrik hastalıkların nasıl tanımlandığı konusunda sağlam bir bilimsel temel sağlıyor. Bulgular ayrıca, sık birlikte görülen koşullar için yeni tedaviler geliştirmeye ya da mevcut terapiye uyum sağlamaya yönelik gelecekteki çalışmaların yönünü belirleyebilir.
“Bu çabanın bir parçası olmaktan çok gurur duyuyorum,” diyor Kendler. “Bu çalışma gerçekten gösteriyor ki, bu bilimsel zorlukları birlikte ele aldığımızda hem alanımız için hem de zihinsel hastalıklarla mücadele eden kişilerin hayatı için daha fazlasını elde ediyoruz.”
KLİNİK OKUR YORUMLARI (1)